28 Haz 2016

Yine

Zamanı değildi...
Dedim yine ve yeniden...
Ne zaman zamanlı ve usülünce oldu ki?...
De dedim yine ve yeniden...

23 Haz 2016

Kısa

Futbolu sevmem.
Milli maçlar dışında ilgilenmem de.
Teknik bilgisizce, sadece yıllar boyunca izlediğim milli maçlardaki gözlemime dayanarak yapılan iki tahmin...
***
Üzgünüz...
Keşke devam edebilseydik...

22 Haz 2016

Milli Maç Arası

Bir tahmin...
Ve sonuç...
***
Tebrikler...
***
Yeni tahmin...
Ve bekleyiş...

20 Haz 2016

Yardım

Bazen yetemezsiniz...
Hızlı olursunuz...
Koşarsınız...
Yine de yetişemezsiniz...
Ahtopat da olmadığınıza göre, yetebilecekleriniz bellidir...
O zamanlar, klişe laflar anlamlanır...
***
Serin ve sağlıklı bir yeni hafta dileğiyle...

19 Haz 2016

Kalan

Zaman geçtikçe unutuyor insan...
Tırnaklar ve gözler...
Bir de, daha önce tanışmadığı kelimeler, binalar, kişiler, hisler ve hayaller...
Beş kişi...
O beş kişiye kalan beş eksik dünya...
Dolmuyor...
Ama unutuyor insan...
***
Söz bir yerden başlar, başka bir yere gider ya...
Bu yazı da öyle oldu, varsın anlaşıldığı yere gitsin...

Dereotu

Fotoğraf Google görsellerinden alınmıştır
Dereotu ile gönül bağım sanırım Kastamonu tarhanasından (tarhanalara ilişkin yazdığım yazıya buradan erişebilirsiniz). Enginarın ilk çıktığı zamanlardan beridir fazlasıyla bağlıyım kendisine. Dereotu ile neler yapabiliriz, bakalım:
  • Kahvaltılarda yeşillik,
  • Yine kahvaltılarda omletlerde, özellikle peynirli olanlarda,
  • Salatalarda,
  • Çorbalarda (çorba piştikten sonra, soğuma aşamasında)
  • Yemeklerin yanına, ya da ara öğün olarak, yoğurtta (Yoğurdu biraz özeyip, içine küp küp kabuklu salatalık doğrayıp, ezilmiş sarımsak ve dereotu ekleyebiliriz. Dereotu yerine nane de kullanabilirsiniz, kuru ya da yaş nane olabilir. Bence bol kuru nane ile daha lezzetli oluyor.),
  • Pirinç pilavı (Pilavımız piştikten sonra, ocağın altını kapattığımız aşamada ince ince ayıkladığımız (kıydığımız değil :) ) dereotunu tencereye ekleyip, hafif bir karıştırıp, üzerine havlu peçete kapatıp demlenmeye bırakıyoruz. Kendisi benim favorimdir :). Domatesli pilava çok yakışacağını düşündüğüm bir öngörüm de var, ancak henüz deneme fırsatım olmadı.),
  • Kuskus (Yine piştikten sonra ekleyebilirsiniz. Kuskusu domatesli yaparsanız daha güzel olur.),
  • Makarna ve kuskus salataları,
  • Börek ve poğaçalarınızın iç malzemesinde (Benim asıl önerim, dereotunu poğaçanızın hamurunda kullanmanız. İnce ince kıydığınız dereotunu poğaçanın kıvamını tutturduğunuz hamuruna ekleyip yoğurun. İster bu şekilde sade, isterseniz de içine  beyaz peynir koyarak pişirebilirsiniz.),
  • Dereotuna yakışacak en iyi ikili beyaz peynir ve kırmızı biber. Yıkayıp içini ayıkladığınız kırmızı biberlerinizin içine peynir ve dereotu karışımı ile doldurup bir cm kalınlığında kesip lezzetli ve görseli doyumlu kahvaltılık elde edebilirsiniz.
Naçizane tavsiyelerimdir.
Damak tadınıza uyması dileğiyle...

18 Haz 2016

Salondaki Masa

Soru: Salondaki masa ne amaçlarla kullanılabilir?
Cevap A: Yemek yemek için,
Cevap B: Ortasına büzülü bir örtü serip, örtünün de ortasına büyük bir vazo, kase koymak için,
Cevap C: Çalışmak için.
A ve B şıkkını seçenler sanırım bilemediniz :). Doğru cevap C.
Evin çalışma köşesi daha çok çalışmaya ihtiyaç duyan öğrencilere (!) bırakıldıktan sonra salondaki yemek masası ile yılların salonu çalışma odası haline geldi. Yanlış anlaşılmasın, sitem değil, fedakarlık :).
Süreç başlasın.
Masa, sandalye, kağıtlar, kalemler, defterler, ve tabiki olmazsa olmaz bir bilgisayar ekranı ve korunması gereken gözler...
***
Okulu biten, dönemi kapatan tüm öğrencilere geçmiş olsun der, dinlenecekleri ve anın tadını çıkaracakları, büyüklerin önerilerini dinledikleri, bol okumalı bir yaz tatili süreci geçirmelerini diler, tüm nispetlerini alarak :) hâlâ masa başında olanlar olduğunu belirtmek isterim :). Öğrenmeyi mesleğiniz olarak seçmediğiniz sürece öğrencilik yıllarınızın geçici olduğunu da belirtmek isterim.
İyi tatiller...
Bol okumalar...

17 Haz 2016

Geçmiş Bir Hüsran


[Geç kayıt, 2015 yılından kalma]
Mecbur kalmak da zor ama mecbur bile kalsan hoşnutsuzluğunun orta yerinde o hoşnutsuzluğa sebep olana sen harikasın demek ne mecburiyetin ne de başka bir şeyin sonucu sanırım. Bu bir tercih, ve tabii ki her tercih bir vazgeçiş...
Bir kez daha yazık dedim içimden... Değer verdiğim insanların ya da belki inandığım demeliyim, bu hallerini görünce yazık demekten başka bir şey gelmiyor elimden... Kendi hüsranım dışında tabii... O ortamın dışındayken gördüklerimi bambaşka bilirdim. Şimdi içindeyim, gördüklerim bambaşka... Sevmedim, şaşırdım, üzüldüm... Hala aynı hislerim devam ediyor, artık içeride eskisem de... İnsan neticede... Herkes insan...

16 Haz 2016

Starbucks Termoslarımız

Yeni termoslarımızla tanışalım.
Uzun süredir sıcak tutacak termos ihtiyacımız vardı. Kendilerini Starbucks'tan tanesi 55 - 60 lira civarı bir rakama aldık. Alalı epey oldu, ama yazma fırsatım ancak olabildi.
Genelde markalı ürünler alayım diye bir önceliğim yoktur. Ama bunları özellikle tercih ettim. Daha önceden kendileriyle ilgili paylaşımlar duymuştum. Yaptığım araştırmalarım da beni kendilerine yöneltti. Mutfak malzemeleri satan birkaç mağazada daha muadili var. Fiyatları üç aşağı beş yukarı aynı, ancak tasarım olarak bana göre en iyisi bunlar.
Çay müdavimi olduğumu söyleyebilirim. Kahveyi de severim ama benim için olmazsa olmaz çaydır. Açık havada çay içmeyi çok severim. Daha sakin ortamlarda, doğayı gözlemleyebileceğim anlarda çay bana eşlik etsin isterim. Ancak, böyle yerlerde çay içebileceğiniz mekanlar bulamazsınız pek. Öte yandan çayın satışı öyle bir hale geldi ki, şu an simitçiler dışında içtiğimiz her çay isim yapmış en meşhur pastanede de en salaş kafede de 3 - 3.5 lira. Buna, kimi yerlerde içtiğimiz bardakların lekeli gelmesi de eklenince verdiğimiz çay paralarına kıymaya başladım. Bu sebeplerden ötürü, çayımı yanımda taşımaya karar verdim.Ve çok iyi olduğu kanaatindeyim.
Gelelim bizimkilerin özelliklerine;
Bizimkilerin içi metal, özellikle metal tercih ettim.
Sıcak tutuşu gayet iyi. Üç saat sonunda içtik, hâlâ sıcaktı.
Kapakları sağlam. Ama yine de ben dik tutarak taşımak istiyorum. Sanki yatık koyduğumda içindeki akacakmış gibi geliyor.
İçmek için, içme kapağını açtığınızda geriye doğru itiyorsunuz, orada yuvası var, kapak yuvaya oturuyor ve siz çayınızı içerken o yuvada sabit kalıyor (bence en güzel detayı).
Küçük bir delikten çay içimi kahveye göre biraz zor olabilir. Zamanla alışıyorsunuz, alışamazsanız da kapağını açıp da kullanabilirsiniz.
Biz severek kullanıyoruz.
Zevklerinizi ötelememek isteyenlerdenseniz, bu ve bunun gibi termosları ihtiyaç listelerinize ekleyebilirsiniz.

15 Haz 2016

Pazar Alışverişi Tamam mı?

Geçen haftaki pazar alışverişinde yaşadığımız muhabbet:
Pazar öncesi akıldan liste hazırlanır.
Sonra pazar gezmesi yapılır.
Pazardaki sebze ve meyvelerde ama özellikle de yeşilliklerde kaybolan bir ben görülür :).
Sonra destek istenir. “Her şeyi aldık mı?” diye bir sual sorulur.
Cevap gelir: “Dereotunu aldık, yani her şey tamam :)”.
Şu sıralar olmazsa olmazım haline gelmiş bir demet dereotu ve tabii ki dut alınmışsa Pazar alışverişi tamamdır: ) .
Çok yakında dereotuna dair bol önerili bir kayıt burada olacak...

14 Haz 2016

Unuttuk Geçti

Dün gece, rüya...
Bugün, gerçek...
Tanıdık simalar...
Nahoş anılar...

12 Haz 2016

Tebrikler

[Hedeflerine ulaşmış başarılı insanlara...]
Hedef koymak...
İnanmak...
Plan yapmak...
Stratejiler oluşturmak...
Yardımcı araçlar edinmek...
Veee, çalışmak... Çok çalışmak...
Bitti mi?
Hayır... Tüm bunlar için harcanan emek...
Sonuç; BAŞARI...

10 Haz 2016

Bulutları İzlemek

Haftasonunuzun içindeki birkaç saatinizi gökyüzünü izlemeye ayırmaya ne dersiniz?
Size muhteşem görüntüler hazırlayacağına emin olabilirsiniz.

6 Haz 2016

'Başrolde Siz'


Fonda Sıla'nın Mürekkep albümünden Can Dostum...
“Boşluğa bağırıyorum
Olanca kuvvetimle boşluğa” (Can Dostum, SILA)
***
Hayatta sınırlar çizersiniz kendinize...
Bunlar olmazsa olmaz dersiniz...
Sonra hayat bir gülümseme çakar...
‘Olmazsa olmaz’larınız ‘olmazsa da olur’lara dönüşür.
Ve hayat patlamış mısırını alıp seyre koyulur, meraklı bir bekleyişle...
‘Alışmak da değiştirmek de senin elinde, hadi görelim’ dercesine...
Siz, ‘hayatınızın başrolünü’ oynadığınızı hatırlayarak, var olduğunuz filme yeniden katılırsınız, yüzünüzde tatlı bir gülümseme ile...
Not: 'Hayatınızın başrolü' tabiri ile okuduğum bir kitap ya da yazıda tanışmıştım. Hangi kitap ya da yazı olduğunu hatırlayamamdan dolayı buraya ekleyemiyorum. Ancak hatırlayamasam da, bundan esinlenerek bu yazıyı yazdığımı belirtmek isterim.
***
“Mürekkeple ben bir olursam
Giderilir sandım keder” (Can Dostum, SILA)

5 Haz 2016

Dut ve Güvercin

Soru: Dut süslemek amacıyla, yıkanan onlarca kiraz arasından ezik kiraz seçme olasılığı nedir? :))
Bir pazar günü;
Pazar sonrası yıkanıp, sularının süzülmesi sırasında sabırsızlıkla yenmeyi bekleyen dutlar...
***
Tamam, burayı anladık, güvercin ne alaka demeyiniz, lütfen okumaya devam ediniz efenim.
***
Dün öğle suları...
Salonda, kendisi benim çalışma odam olur, niye ki acaba? :)), çalışırken, demirlere konan bir kuş sesi duydum.
Kuşları çok sevmeme rağmen tüyleri ve verdikleri malum rahatsızlıktan ötürü demirlere konmasını pek hoş karşılamıyorum.
Cama yanaştığımda uçacağından emin olarak yine cama yanaştım.
Bir güvercin.
Ancak uçmadı.
Beni fark etmediğini sandım, hızlıca tülü açtım.
Bizimkinde yine bir kıpırdanma yok.
O sevimli suratıyla bana bakıyor.
Biraz bakıştık, sonra ben kendisiyle konuşmaya başladım.
Sanırım o camın arkasından da olsa beni anlamaya çalıştı.
Çünkü kafasını yana yatırıp yatırıp bana baktı :)).
İlk zamanlar aklımdan 'umarım, sevmediğim şeyi yapmaz' geçerken, bir süre sonra bu düşünce aklımdan gitmiş.
Küçücük bir hayvan da olsa, birbirimizi camın arkasından da izlesek, o kadar iyi geldi ki...
Benzer bir duyguyu Fındık'a ve diğerlerine dokunduğumda da hissetmiştim.
Sonuçta, çok iyi geldi. Ama ne bir fotoğraf ne bir izleyici... Sadece his kaldı geride...
Sağol güvercin...
Bu arada Fındık kim mi? Buradan ve buradan okuyabilirsiniz.

4 Haz 2016

Evde Kumpir Zevki


Haftasonuna yakışır bir tarif, herkese keyifli haftasonları...
***
Evinizde kendi malzemelerinizle, kendi oranlarınızla, kendi çeşitliliğinizle kumpir yapmaya ne dersiniz?
Tarif basit aslında.
Patatesleri iyice yıkayıp, kurulayıp, çatal ya da bıçakla delikler açıp fırının ızgarasında pişmeye bırakıyorsunuz.
Patatesler büyüklüğüne göre 60-100 dk arası bir süre fırında pişecekler.
Bu süreyi uzun bulursanız, boş kalan ızgarınızı kalıpta bir kek ile doldurabilirsiniz. Süre azalmıyor ama aynı sürede iki ürün çıkarmış oluyorsunuz.
Patatesler fırında pişerken, siz kaşarınızı rendeleyip diğer malzemelerinizi hazırlıyorsunuz.
Ben, bildiğimiz karışık kumpir seviyorum. Farklılık olarak, içine acı biber turşusu doğruyorum ince ince. Acı sevenlerdenseniz, denemenizi tavsiye ederim.
Patatesler pişince, onları dağılmadan tutmak için büyüklüğüne göre evinizdeki kaselerin içlerine yerleştirin.
Bundan sonra hızlı olmanız önemli.
Patatesleri ortadan ikiye kesercesine ortasını açın. 
Tereyağ ve tuz koyup, çatalla ezmeye başlayın. 
Tereyağ biraz eriyince kaşarı ekleyerek aynı adımı tekrarlayın. 
Daha sonra istediğiniz malzemeleri, istediğiniz oranlarda koyun. 
Üstünü de zevkinize göre soslarla zenginleştirin. 
Dışarıda yediğiniz kumpirlerden hiçbir farkı olmadığını gördüğünüzde bir daha dışarıda kumpir yemeyeceksiniz:).
Afiyet olsun...

3 Haz 2016

Kibar Olmak



Birazcık insanın karakterinde vardır.
Birazcık yaşayarak öğrenilir.
Çok miktarda istemek gerekir.
Özünde değer verme fiili vardır.
Kısa vadede üzüntü, uzun vadede mutluluk verir.
Kendisiyle oynayanları sevmez.
Şartlara, kişilere, zamana, ortama bakmaz.
Neticede, herkesin harcı değildir.
Ama, sahip olmak insanın insan kimliğini tatmin eder.

2 Haz 2016

Pufff...


Tepeli serçe; tek bir kare almama izin verdi, sonra pufff...
Konuşup anlatamıyorsanız...
Ve hatta, sözleriniz dinlenmekten öte kulak ardı ediliyorsa...
Düşünceliliğiniz rahatsızlık veriyorsa...
Ortadan kaybolma zamanı gelmiş demektir;
Pufffff....