26 Nis 2016

Merhaba

Birkaç ufak değişiklikten bahsetmek istiyorum, dikkatinizi çekmediyse diye hatırlatayım istedim :).


Sağda Kimim? bölümünün hemen altına sizler için bazı notlar bırakacağım bundan sonra. İlk notu bahara dair, Bahar başlığı ile, bırakmak istedim.
Onun hemen altında ise 'Öneriler' var. Bunlar sizin için seçtiğim etiketlerim olacak. İlk önerilerim baharda ufak molalar vermek için gidebileceğiniz yerlere dair etiketler. Bazı etiketlerde birden fazla yazı da okuyabilirsiniz.



En altta, sayfa istatistiğinin üstüne ise 'Bu aralar ben' bölümünü açtım. Burada da, bu aralar ne dinliyorum, ne okuyorum, ne düşünüyorum, ne bekliyorum vs. olacak.
Bu aralar kuş cıvıltılarını duymadıysanız hâlâ, doğaya kulak veriniz :).

25 Nis 2016

Rüzgarda savrulan bir sonbahar yaprağı olmak

Aralıkta sonbahar... Soldaki sarmaşıkların üstündeki serçe topluluğunu çekmeye çalışmıştım ama güneş kıskandı biraz :)

Savrulan negatif bir etki yaratıyor söze.
Şuursuzca gibi duruyor, ama öyle değil aslında.
Plansızca, hayatın savurduğu yere götürmesi.
Sorulardan, acabalardan uzak, o yöne savrulmak...
Yine savrulmak, yine negatif mi?
Değil...
Çünkü özne başkaları değil, hayatın kendisi.
Peki niye sonbahar?
Çünkü sonbahar, ardından kışı, ardından da baharı getirir.
Kış toparlanmadır, baharsa doğumdur, yaşamdır...
***
Bazen, planlamalarınız arasında savrulmayı reddediyorsanız bırakın hayat sizi savursun, bir kere de o özne olsun, kırmayın onu :)...
Belki onca yıl plandıklarınızdan daha iyisini yapacaktır, nereden bilebilirsiniz ki...
***
Fark ettiğiniz üzere döndüm ben :). 
O halde ziyaret etmeyi unutmayınız...

5 Nis 2016

Mola


Belirsizlikler...
Belirsizliklerin doğurduğu sıkıntı, huzursuzluk halleri...
Ufak bir mola verelim...
Günün aydınlığında ağrısız uyanılacak günlerde devam edelim...

2 Nis 2016

Masal

Zamanın birinde birbirini çok seven iki fil varmış.
Bunlar yoruldukları her an sırt sırta otururlarmış, öyle dinlenirlermiş, konuşurlarmış, paylaşırlarmış.
Ama fillerden biri her oturuşta düşermiş.
Çünkü diğer fil, tam sırt sırta oturacakları an kendisine atılan otları yemek için öne eğilirmiş.
Anlamazmış ki, hep  tam o anda ot atıldığını ve bunun sebebini.
O sırada, diğer fil de düşermiş hep.
Ot yiyen fil her defasında üzülür, sonra hemen diğerini yerden kaldırır, özür diler, sarılırmış.
Düşen fil her defasında üzülür, acı duyar, kızar, ama hep affedermiş diğerini.
Sonra da filler sırt sırta oturmaya devam edip gün batımını seyrederlermiş.
Günün birinde yine filler yorulmuşlar, sırt sırta oturalım da dinlenelim demişler.
Tam birbirlerine yaslanacakları an her zaman düşen fil öne eğilivermiş.
Her zaman ot yemek için öne eğilen fil düşüvermiş bu sefer.
Diğer fil yetişmiş, kaldırmış onu yerden.
O an, ot yiyen filimiz anlamış düşen filin acısını da üzüntüsünü de...
Gökten üç elma düşmüş, biri bu masalı yazana, diğeri okuyanlara, diğeri de tüm düşen fillere...
***
Hayatta, sırtınızı yaslayıp yaşamı paylaşacağınız biri varsa şanslısınız demektir,
umursamaz olmayın, uyanık olun;
korkak olmayın, cesur olun;
kandırmayın, dik durun;
düşürmeyin, düşmeyin;
kırmayın, kırılmayın;
üzmeyin, üzülmeyin...

Dert Ortağım; Güneş ve Deniz

(Üç gün önce, başka bir şehir, akşam suları...)
Bir bank...
Önümde deniz ve batmak üzere olan güneş...
Kahvesiz, keyifsiz sohbet ettik güneşle, deniz eşliğinde...
Tutamadım, döktüm içimi...
Umutlarımı, hayallerimi, niyelerimi anlattım...
Kırgınlığımı da anlattım onlara...
Dinlediler beni...
Üzüldüler de...
Paylaşınca azalır derler ya dertler, onlar üzüldü diye daha da çok üzüldüm...
İyi gelmedi bana konuşmak da, o şehir de, ve hayatımda ilk kez, gün batımını izlemek de...
O akşam, bir an evvel, ayrılmak istedim o şehirden...
O gece, yapayalnız ayrıldım o şehirden...