29 Oca 2016

Misafir Orkide Çiçeklendi

Bize geleli bir ya da birkaç yıl olmuştur. Ne zamandır alışma sürecindeydi. Artık alıştı ve güzel çiçeğini bize sundu, bakınız üstteki fotoğraf.
Genelde mor, bordo gibi renkleri sevsem de bu renge hep bayılmıştım. Kaç kere almaya heveslenip vazgeçmiştim. Sonra, ablam sağolsun, bu rengi bize hediye etti. İyi ki de etti. Çok sevdim, açmasını büyük bir sabırsızlıkla bekliyordum ve açtı.
Eve taşınma ve bizim eve alışmamız derken biraz az havalanması sebebi ile şimdilik beş tomurcuğumuz var. Bazen bunlardan sonra da büyümeye devam edip dalın ucundan bir dört beş tane daha tomurcuk verebiliyor, bakalım. 
Tam şu anda orkide çiçeğine olan hayranlığımı anlatmaya başlamıştım ki bunları başka bir kayda koymaya karar verdim, bilin bakalım hangi kayıt :) ?

26 Oca 2016

Soğuk, Çok Soğuk

Ankara'nın dağları :). Tamam bir Bolu, Ilgaz değiliz ama buradakiler de fena sayılmaz sanki:), ne dersiniz?
Rüzgarla birlikte gelen aşırı bir soğuk söz konusu şu aralar.
Öyle ki, gökyüzü gecenin tam ortasında bile o kadar aydınlık ki.
Oturma maksadı ile düzenlenen salonumuz oturMA dercesine soğuk hava akımları ile dolu. Benim dışında üşüyen var mı, tam kestiremedim şimdilik? Orkideler tomurcukta, hâttâ çiçeklendi sayılabilir. Koltukları ve perdeleri de saymazsak, yok sanki :).
İnsanın, havanın normal sayılabilecek eksi değerlere düşmesini dileyesi geliyor.
***
Şükür, sıcacık evinde oturabilen herkes adına.
Ve tabii ki, onlar için zor, çok zor... Hiçbir şey yapamıyorsak bile şükredebiliriz, sıcacık yuvalarımız için.

22 Oca 2016

Kelebeğin Hayat Sırları - 2, Nil Karaibrahimgil

Bu kitap hakkında yazdığım ilk yazıyı buradan okuyabilirsiniz.
Kitabı bitirdim. Yoğun dönemime denk geldiğinden biraz uzun bir süre elimde kaldı. Ama kitap keyifle okunacak ve sizi sıkmayacak bir kitap. 
Nil Karaibrahimgil'in duruşunu beğeniyorum. Bence o, benzerliklerle dolu dünyamızda (daha doğrusu benzer olmak için çabalayan bir dünyada) kendi olabilen, yaratıcı, eğlenceli, üretken ve tüm bu özellikleri sebebi ile sevilen bir sanatçı.
Kitap, genel olarak onun tarzını yansıtıyor. Kitabında da şarkılarında olduğu gibi, yaratıcılığını, sadeliğini ve bu ikisiyle birleşen etkileyiciliğini görüyoruz. Yaşanan olaylara ya da yaşamdaki olaylara kendisinin verdiği cevaplar ya da kafasındaki düşünceler şeklinde özetleyebiliriz kitabı.
Açıkcası kitabı okumak ve sonrası beni epeyce yordu :). 
Niye mi? (Üstteki fotoğrafa bakınız lütfen.)
Kitabı okurken not almaktan, kitap bittikten sonra da onları saklamak için kendi defterime not almaktan epey yoruldum. Burası için de not seçmeye çalıştım, vazgeçememek istememden dolayı birkaç kez eleme yapmam gerekti.
Şaka bir yana, gerçekten çok fazla notum oldu ve bu nedenle çok mutluyum. Hiç unutmamak için hepsi not edilmek istendi, böyle olunca da liste uzun oldu. 
Nil Karaibrahimgil'in, kitap hakkında hazırladığı bir video var Youtube'da,  'Gençliğime Sevgilerle | Nil Karaibrahimgil - Kelebeğin Hayat Sırları #1' başlığıyla arayabilirsiniz. Kendisi benim gibi unutan okuyucularına on dakika gibi bir sürede kitabı anlatıyor, hatırlatıyor. Bunu da mutlaka izleyin bence.
Notlardan önce teşekkürümü edeyim.
Nil Karaibrahimgil'e albümleri gibi bu kitapla da bana yaşattığı keyif ve aldığım çeşit çeşit tat için (umut, gülümseme, farkındalık ve diğerleri) çok teşekkür ederim, tabii ki elinize, emeğinize ve en önemlisi de yüreğinize sağlık... 
Gelelim notlara. Tüm elemeler sonrası vazgeçemeyip, hep burada kalsın istediklerim, size de fikir versin diye...Ancak bu kadar kısaltabildim. Tabii hep dediğim gibi, bunların çok daha fazlası için kitabı alın ve okuyun lütfen.
  • "Hayat alışkanlıklarla yürüyor. Bir şeyi iyi yapmak istiyorsan hemen alışkanlık haline getir. Alışkanlıksa tekrarla oluyor. Beyin böyle programlanıyor. Bir şeyi sürekli yaparsan, başka şeyi düşünmüyor, onu hep öyle yapıyor. O yüzden, alışkanlıklarına çok dikkat et. Neyi alışkanlık yaparsan, hayatın ondan oluşacak unutma." (s. 12) Alışkanlıklarımızı arttırabilmek dileğiyle, tabii, iyi alışkanlıklarımız olsun hep.
  • "Hareket etmezsen acı üzerinde birikir." (s. 35) Gerçekten böyle bu, kurtulmak için harekete geçmek gerekiyor. 
  • "Çocuklar bir yanlış yaptıklarında, asla karakterlerine saldırmam. Onları aşağılamam. Yaptıkları şeye saldırırım. Çünkü kişilikte delik açmak tehlikelidir." (s.44) Gerçekten nice kötülük geçmişin izinde saklı değil mi? Ve tüm anne babaların ve de büyüklerin hatırlaması gereken bir durum olarak burada kalsın istedim.
  • "Hep söylenir. Hiç tam olarak yapılamaz. Şu anda yaşa şimdiyi düşün denir. Halbuki bir ucu gelecek endişelerine, diğeri geçmiş takıntılarına gerili bir ipte yürümekteyizdir." (s. 72) Çok doğru...
  • "Madem güven yetenekten bile önce, yine bugünün ve geleceğin anneleri olarak bizlere çok görev düşer. Kimsenin, kız ya da erkek, güven ayarlarıyla oynamamak gibi. Yetenek Allah vergisi ama güven biraz da bu dünyada karşılaşılan şeylerle örülüyor." (s. 147)
  • "Geçiciliği ezber yapıp, yürümeye devam etmeliyiz. Bir süre sonra içine girdiğimiz tünelde, bir kızarıklık olacak... Sonra bir sarılık, sonra göz alan deli bir parıltı! Tünelin çıkışı göz kamaştırıcı olacak. Karanlığı unutturacak." (s. 152) Hep o parıltı için zaten, bekliyorum onu...
  • "Kararları erteleme sanatının tüm detaylarına hâkimim. Sessiz kalır, yarına bırakır, fikir alma turnesine çıkar bir daha dönmem. Soru işaretleri bile benden bayar, daha fazla havada duramaz, noktalarının üzerine düşerler. Nice noktaların, önümde böyle göçük altında kalıp yok olmuşluğu vardır." (s. 166) Çok hoş bir anlatım değil mi?
  • "Hayatımda ilk defa, kendimi bir arabaya benzettim. Hmmm, demek direksiyonum vardı. Ben kırarsam, dönüyordu hayat. Hmmm, demek gaz ve vites vardı. Gidecem dersem gidiyordum, yavaşlıycam dersem yavaşlıyordum." (s. 177) Bazen bunu yaş aldıkça fark edebiliyoruz.
  • "Aynalama şu: Çocuğunun o sıradaki duygusunu ona yansıtıyorsun, ne olduğunu söylüyorsun. Ve sonra susuyorsun." (s. 185) Kendisi aynalamayı tüm insanlara yapmamız gerektiğini söylüyor, bence de...
  • "Hayat felsefemiz "sahip olduğumuz şeylerin tadını çıkartmak" olsun. Sağlık olsun, sevdiğimiz olsun, evimiz olsun fark etmez. Burada önemli olan fiil. Tadını çıkartmak. Hayatı bir kutlama gibi yaşamak. Yoksa, asansörleri bekler gibi, hayali yarınları bekleriz. Buradaki fiil ne? Beklemek. Beklemek mi istiyoruz, yoksa yaşamak mı? Yaşamayı seçenler ne duruyorsunuz, etraf merdiven dolu!" (s. 214)
  • "Zamanı anlamak öyle saate bakarak, güneşe bakarak olmaz. Zaman ancak aynalarda ve bir çocuğun büyüyüşünde görülür. Hızlıymış denir. Bir de aşkta. Âşıkken, dururmuş denir. Bir de üzüntüde, yavaşmış denir. Değişir durur kum saatindeki kumun akışı. Kimine yavaş, kimine hızlı, kimine durgun." (s. 217) Hiç böyle bakmamıştım...
  • "Kimseye ilk bakışın asıl bakış olmadığını. Herkesin ışığının sonradan tanıdıkça yandığını, ilk başta oynayanın sadece bir gölge oyunu olduğunu. Bir insana ilk kez sadece eskimiş bir çerçeveden bakılabildiğini. Şansı verince, içlerinden, hani o doğum günü kartlarında olduğu gibi, üçboyutlu rengârenk bir katlama sanatı çıktığını." (s. 291) Önyargıya dair ne güzel bir tespit, kulağımızda kalsın.
Bunların dışında;
Sayfa 289-290'daki Modern hayat için 10 erdem listesini,
Sayfa 293-294'teki Nil duasını,
Sayfa 123-124'teki Bedava ve eğlenceli şeyler listesini,
Sayfa 131-133'teki Bir çocuğu çok sevmiş masalını
ayrıca ve bir bütün olarak çok sevdim.
Keyifli okumalar...

21 Oca 2016

Geç Gelen Kar Sevinci

Akşam saat altı buçuk yediden beri dışarıdan karda oynayan çocukların sesleri geliyor.
Sanırsınız kar yeni yağmaya başladı, onlar da kendilerini dışarı attı.
Yoksa gün boyu etraf karlı değil miydi?
Ben bugünden kar fotoğrafları diye yarının kar fotoğraflarını mı ekledim buraya acaba :) ?
Sesleri duysanız, evet kar yeni yağmaya başladı, sen bugün rüyadaydın diyesiniz gelir.
Neyse, imrendik, çekiştirdik, şimdi biz işimize bakalım, keyfi onlara bırakalım :).
Tüm öğrencilere, keyif sürenler de dahil :) , şimdiden iyi tatiller, bol okumalar...

Bu hafta Ankara

Ankara bu hafta karı gördü epeyce.
Şimdi de yağıyor, yağmurumsu, lapa lapa karımsı :).

Kardan adam manzaraları aşağıda:

Üstteki tüm fotoğraflar bugündendi.
Alttakiler de Salı gününden.

20 Oca 2016

Tarhanalar, Kastamonu Tarhanası

Kastamonu tarhanası
Her yörenin kendine özgü tarhanaları vardır. Benim şu ana kadar tattıklarımı üç kategoride toplayabilirim: toz tarhana (un tarhanası gibi), parçalı tarhana (göceli tarhana), yaş tarhana.
Bunlardan un tarhanası sanırım hepimizin tarhana deyince aklına gelen ilk çeşit. Annem her yıl yapar. Ben de binbir hevesle ondan alırım. Ama bir türlü oranını tutturamam. Her annemlere gidip yediğimde "Aa, ne güzel olmuş, nasıl yapıyorsun?" muhabbetinden sonra tarifi alırım. Annem de sağolsun, hiçbir sefer kaç kere anlattım demez. Sonra eve giderim, denerim. İstediğim kıvam ve tat yine olmaz. Her yıl, bazen yılda birkaç kez aynı diyalog yaşanır. Kendisiyle barışamadık. Ama yılmıyorum, yapmaya devam edeceğim.
Taneli tarhanadan benim bildiğim göceli tarhana. Çok eskiden annem yapardı. Tadını da çok az hatırlayabiliyorum ama göceden dolayı lezzetliydi diye hatırlıyorum.
Yaş tarhanadan kasıt ise tarhananın kurutulmadan yoğurt kıvamında saklanılması. Benim bildiğim ve çok sevdiğim örnek Kastamonu tarhanası. Bunun içinde, bana göre, ana malzeme darak dalı dedikleri dereotunun tohumlaşmaya başladığı sıra toplanan ot. Bu otun tarhanaya verdiği tat muazzam. Sevdiğimden midir bilinmez, bu tarhananın yapımı ile aram da gayet iyi. Birkaç püf nokta: Pişirirken içine mutlaka kıyma koymalısınız. Bir de lezzet taneciklerini (dört renk karabiber) ve toz karabiber eklemeyi unutmayınız. Ek olarak, yeme esnasında bol karabiber ekerseniz en lezzetli ve şifalı hali ile karşılaşırsınız. Denenen sonuç, en feci griplerde bile ilk içiminizde gözünüzü açar, birkaç içim sonrasında da ayağa kaldırır. Kısacası, gripte tavuk suyu çorbanın rakibidir kendisi. Bu zamana kadar tanışmadıysanız, ivedilikle tanışınız lütfen:).

19 Oca 2016

Birkaç Paylaşım

Havaların kötüleşmesi ile siz de hasta olanlardansanız, naçizane birkaç tecrübemi paylaşmak isterim.
Kesinlikle moral olarak düşmeyin. Ne zaman düşerseniz o zaman hastalığa yakalanırsınız.
Kivinin mucizesini keşfetmediyseniz, deneyiniz mutlaka. Her gün bir kivi mutlaka yemeliyiz. Günde bir kivi yiyen insanın günlük C vitamini ihtiyacını karşıladığı söyleniyor. Ben hastalık dönemlerinde daha çok yiyorum. Kesin onun da fazlası zarardır ama şimdilik bu aramızda kalsın:).
Suyun gücüne de inanmıyorsanız, inanınız mutlaka. Hem ateşe hem de yorgunluğa çok iyi geldiğini yaşayarak tecrübe ettim. Bir de geçenlerde, susamadan önce su içmemiz gerektiğini okumuştum, bunu da ekleyeyim.
Bunlar aklınızın bir köşesinde kalsın, ama, siz yine de hasta olmayın :).
Sağlıklı günler dilerim.

18 Oca 2016

10. Ankara Kitap Fuarı

Ne zamandır gelip giden bazen artan bir hastalık durumu mevcut ailede. Ankara'da da kitap fuarı vardı. Ötelemeler son günlere dayanınca sondan bir önceki gün fuar için tüm gücümüzü topladık. Eşimin almak istediği bazı kitaplar vardı. Onun dışında, ikimiz de elimizdeki kitapları okumakta kararlı olduğumuzdan yeni kitap almayı düşünmüyorduk. Yine de kitapların olduğu bir ortamda olmak insana iyi geliyor, kitapçı dolaşmayı sevenlerdenseniz ne demek istediğimi anlamışsınızdır. 
Gittiğimiz gün cumartesiydi. Haftasonu olması sebebi ile kalabalık olacağını kestirebiliyorduk. Nitekim girişte uzun ama ilerleyen bir kuyrukla karşılaştık. Giriş 2 lira. Olmasa da olur sanki? İlginç olan ATO Kongre Merkezi'ne doğru ilerlerken fuardan dönen insanların dolu dolu kitap poşetleri ile dönmesiydi ve bu durum beni epey mutlu etti. 
Gelelim fuara;
Fuarın içi kalabalıktı ama yine de stantlardaki kitaplar incelenebiliyordu. Bazı yayınevleri kendi kitaplarında indirim yapmışlardı. Ve tabii, kitaplarını imzalayan yazarlar da vardı.
İyi geldi. Sözümüzü de tuttuk sayılabilir. Eşim planladıklarını, bense Tübitak ve ODTÜ yayınlarından iki kitabı tercih ettim. Üstteki ile başlamayı düşünüyorum.

12 Oca 2016

Zor

Sınanmak...
Düşünmemek...
Kaçmak...
Amaçlara tutunmak...
Güçlü olmak...
Bazen de güçlü durmak, durabilmek...
***
Beklenmedik sesler duymak, şaşırmak...
Beklenen sesleri duyamamak, kırılmak...
***
Yorulmak...
Yorulunca da kalkabilmek...
***
O anların hepsinde de;
şükredebilmek...
gülümseyebilmek...
sarılabilmek...
elini tutabilmek ve
iyi ki ... diyebilmek...
***
"Hem eriyorum günden geceye hem kapı duvar verilmiş sözlere
Ben yoruldum, söyle, senin gücün var mı hâlâ" (Yine Sıla dinliyorum tabii ki, Yoruldum'dan kulağıma çalınan iki mısra)

9 Oca 2016

Anne Böreği

Annemin müthiş lezzetli böreklerinden biri, kıymalı tava böreği
Haftasonunu iple çeken herkese iyi haftasonları...

8 Oca 2016

Cam, Sıla

Bazen susmak istersiniz...
Ve de dinlemek...
Kulakla kalbin önüne geçmek istersiniz...
O an Sıla bize gülümser, Cam'ın arkasından...
Kalemine, emeğine, yüreğine sağlık..

6 Oca 2016

İnsanlar

Bazı insanlar vardır ya...
Enerjisi size iyi gelir.
Sesi size heyecan ve ayağa kalkma isteği verir.
Gülümsemesi size hayatı sunar sanki...
***
Aslında diğerleriydi yazmak istediklerim, ama böylesi daha iyi...

3 Oca 2016

Puzzle Yapma Çalışmam

Geçenlerde annemlere gittiğimde ablamın başladığı puzzle i yapmayı denedim.
Ve sonuç:
Öncesi
Sonrası... Gördüğünüz gibi epey ilerledim (!). Bence başarılı :).

1 Oca 2016

2016'nın İlk Günü

Bu güzel manzara eşliğinde;
Fonda Sıla şarkıları...
Mum ve çay keyfi...

Mutlu Seneler

Hissettiğim,
büyüdüğüm,
öğrendiğim,
üzüldüğüm,
şaşırmadığım,
küçüğü gördüğüm
bir yıl oldu 2015...
***
Herkese mutlu seneler...
Sağlık ve huzurunuz hep sizinle olsun...