25 Eyl 2012

Neredeyim?

Ankara'dayim.
Ama evimizde degiliz.
Ama sanki evimizde gibiyiz.
Acaba biz neredeyiz?
:)
Buradayken siddetle onayladiklarim;
İnsanin evi sevdigi bir renkle boyali olacak. Ya da hic degilse beyaz olmali duvarlar.
Evde minimum esya olmali.
Aslinda bu tasinma sirasinda sunu da anladim ki insanin kiyafetleri, makyaj malzemeleri, ayakkabilari, hatta takilari, yok canim o kadar degil,da minimum seviyede olacak. Kiyafetlerin de ayrintisi olmayacak. Mesela jean ustu bir bluz, ayakta spor ayakkabilar.
Ve son olarak insan evindeki her esyayi sevecek.
Ve de insan nereye giderse gitsin oraya ekleyecegi ufak ayrintilarla orayi cok sirin bir yer haline getirebilir:)).
Herkese iyi aksamlar...

24 Eyl 2012

Yeni Dönem Başlarken

Karadeniz
Dönem başladı. Geçen sene bu zamanki halimi hatırladım. Geçen sene bu zamanlar evde mantolama kosturmacası vardı. Haftasonlarını okulda geçirip harıl harıl dönem başı hazırlığı yapıyorduk. Benim için her şey sıfırdı. Ama çok yorucu bir dönemdi. Haftasonunun her iki gününü de dışarıda geçirmek çok yormuştu.

(Tam bir yıl sonra...) Evde yine koşturmacalar var. Eskisine ek olarak, yeni bir eve geçmek için hazırlıklar devam ediyor. Büyük çoğunluğunu dönem başlamadan gerçekleştirmek istemiştim. Bu yönde yaptığım uzun bir temizlik ve eşya bölme süreci sonunda yaptığımız Amasra gezisinde ve sonrasında deterjanlardan dolayı geçirdiğim zehirlenme, üşütme ve şehrimizde yaşanan salgının etkilerini hâlâ üzerimde yaşıyorken, son fasıl olan kıyafet bölme işleri devam ediyor. Yine çok yorucu ve yoğun geçiyor günler. Bu yıl bir de öğrenciliğim başlıyor, bakalım nasıl geçecek hepsi bir arada?

(Bu arada öğrenciliğime başladığım bu ilk günümde eşimden güzel bir çiçek aldım, tembellik yapmasaydım fotosunu da ekleyecektim.)

23 Eyl 2012

Atılım Üniversitesi 1. Ankara Kültür ve Sanat Festivali Kapsamında Volkan Konak Konseri

Keyif başladı...
Çarşamba günü katıldığımız bir etkinlikti. Yaklaşık bir haftayı hasta geçiren ben konsere gidip gitmemekte kararsız kaldım. O güne kadar iyi olan hava bozmaya da başlamıştı. Ama Volkan Konak da kaçmaz ki, hem de açık havada. Biz evden çıkarken hava iyiydi. Atılım'a yaklaşırken şimşekleri görmeye başladık. Oraya gittiğimizde (bir saat erken gitmişiz :) ) yağmur çiselemeye başladı, şimşekler etrafta floresan etkisi yaratmaya başladı. İnsanlar, biz de dahil, önce yerlerimizde oturuyorduk. Sonra yavaş yavaş arkaya, kapalı alana doğru gitmeye başladık. Orkestranın aletleri kapanmaya, sahnedeki ışıklar sönmeye başladı. Yağmur hızlandı, şimşekler çoğaldı, hâttâ bazı yerlere düştü de sanırım. Konserin başlangıç saatinde bir açıklama. On beş-yirmi dakika sonra net açıklama yapılacak, şu an yağmur duracak gibi görünüyor. Sonra konserin olacağı ve herkese yağmurluk dağıtılacağı bilgisi verildi. İnsanlar yavaş yavaş yerlerine oturmaya başladı. Koltuklar ıslanmıştı, ama yağmurluklar her ne kadar giymeye çalışırken yırtılsa da işe yaramıştı. Zaten ben işimi şansa bırakmam. Üstüm çok kalındı. Yanımıza sandelye minderleri almıştık, arabada bizi beklediler, ama olsun.

Orkestra yağmurdan sonra konsere hazırlanırken...

Gelelim organizasyona. Bu, Atılım festivali kapsamında katıldığım tek konserdi. Ama gördüğüm kadarıyla iyi organize edilmişti. Öğrenciler görevliydi çoğu yerde ve güleryüzle işlerini yaptılar, eğlendiler de. Yağmur şanssızlıkları olmuş sanırım ama onlar yağmurun da korumasını almışlar yağmurluklarla. Bu arada anfi tiyatroda oturacak sırtsız koltuklar var, plastik. Oturduğunuzda, yağmur yağmıyorsa üşümüyorsunuz.


Şimdi sıra konserde. Her zamanki gibi müthişti. Açık havada konser bir başka güzel, hele Volkan Konak konseri bir başka güzel. Niye? Çünkü onun kadar içten şarkı söyleyen başka bir sanatçı yok sanırım ya da az diyelim. Bir de kimse onun kadar güzel "KADINIM" demiyor. Sırf bu yüzden bile sevenleri vardır ve ben de sesi, müziği, kişiliği dışında onu o şekilde seven insanlardan biriyim sanırım. Karadeniz müziği zaten insanı çekiyor, bir de o müziği yapan Volkan Konak'sa, bir de o müzik açık havada yapılıyorsa değmen benim keyfime... Gerçek şu ki, üşüdüm (bu ara epeyce çok üşüyorum), üşüdük ama yılmadık. Onu sonuna kadar izledik. Çok güzeldi, iyi ki gitmişiz...

Sabah da hastaneye gittim. Cuma teşhis kondu, demir eksikliği anemisi. Aslında basit bir rahatsızlık gibi görünüyor ama benim uzunca bir süredir çektiğim ağrıların, sızıların, acıların, yorgunlukların ve daha bir çok  şeyin nedeniymiş. İlaçlarımı aldım. Tabii ondan önce salgından dolayı yaşadığım rahatsızlığı çözen  ilacı içiyorum. Bakalım, bir ay boyunca ilaçlar içilecek, bir ay sonra kontrol. Durum değişecek mi? Değişmezse serumla kana verilen demir alacağım.
Herkese iyi pazarlar...

22 Eyl 2012

Datça'dan Bazı Kareler

Ayı hiç bu kadar net ne gördüm ne çektim!
Hızlı bir şekilde yeni döneme girmeye hazırlanan ben Datça ile ilgili son iki kaydımı sizlere sunarım. Yaz ne ara geldi geçti, fark etmedim. Yeni dönem başlayacak, ama ben sanki yaza, tatile yeni giriyormuşum gibi bir hisle hem hocalığıma hem öğrenciliğime pazartesi başlayacağım. Yeni planlarım, hissettiklerim de vardı yazılacaklar arasında, planlarım için ayırdığım defterlerim. Aklımdalar, sadece biraz daha acele etmeliyim.

Dayıma teşekkürler, o her ne kadar çok beğenmese de onun sayesinde çektiğim benim sevdiğim güzel fotoğraflardan biri.
Geçen hafta hastalıklar, kontroller, randevulerle geçen bir hafta oldu. Öğrencilerim sayesinde geçen hafta egom tavan yaptı. Şimdi sıra karşılık vermek de. Bunun için de çok çalışmaya başlamak lazım.
Birazdan yeni dönem hazırlıklarına başlayacağım ama ondan önce Datça'dan bazı kareler paylaşayım dedim:





Sırada canlılar var:


Gerçekten çalışkan hayvan şu karıncalar, bir kez daha anladım.
Güzel poz verdi, kaçırır mıyım hiç?



Ağustos böceği, beni çok uğraştırdı, ama sonunda başka bir ağaçta annemin sayesinde görebildim onu.


19 Eyl 2012

Datça Meyveleri

Datça'daki müthiş meyvelerden sadece görüntülediklerim:

yaz portakalı, sulu suludur kendileri.

yemek üzereyim:)

Datça yerel üzümü, içi kütür kütür ve tek bir tane çekirdeği vardır.


Fethiye şeftalisi, tadı çok lezzetliydi.

şeftali çekirdeği

pazar tezgahındaki muzlar

dalında kuruyan incirler

Anne Yemekleri, Menüler

Datça kayıtları devam ediyor, biraz yavaşça :). İkinci kaydımız anne yemekleri, menülerle ilgili.

Nefis gözlemeler

Haşhaşlı, öncesi...

Haşhaşlı, ve sonrası... 



Çipuralar kurumayı bekliyor...

Çipuralar tavada...

Çipuralar yenmeden hemen önce...

Taze balıklar...

Hadiii kuruyun artık...

Yeme vakti...

İskorpitler, sevimli (!) balıklar...
İskorpitleri sebze ve defne yaprağıyla tencerede pişirdik.
Bu da sonuç... Çok lezzetliydi...



Benim spesiyalim, semizotu salatası...

Annemin müthiş ev yapımı köfteleri...

Bu da başka bir müthiş lezzet, içli köfte. Biz sağlık açısından suda pişirmeyi tercih ediyoruz.
Biraz da dışarıdan lezzetler. Anneminkilerin yanında pek aranmıyor bunlar ama...

kuşbaşılı pide

otlu pide

her zamanki gibi leziz salata, enfes bir zeytinyağ eşliğinde...

Eskişehir'den gelen tatlı... Keşke sütlü nuriye olaydı.
Taze sebzelerle donatılmış biraz büyükçe :) kahvaltı tabağımız.

Annemin ev reçelleri; turunç, incir ve vişne bir arada, blog için ;).

10 Eyl 2012

Klasör Görünümü


Biraz önceki kayıt için bilgisayarımda ayırdığım klasörün görünümü, bak bak mutlu ol diyor bana sanki:)).
iyi geceler...