31 Tem 2012

Avaz Avaz Kaçmak

Fotoğraf "Up" filmi için Google'da yer alan görsellerden seçilmiştir.
Sözlerimin dinlenmediği,
anlaşılmak için gözyaşı dökmek,
dinlenmek için bağırmak,
haklı olmam için büyümek,
hayallerimin gerçekleşmesi için bir durmak,
yalnızca birkaç gün saygı duyulmak,
hep orada tutulmak,
yalanlardan bıkmak,
tutulamayan sözlerden yorulmak,
ve bana biçilen özgürlük...
İşte son dört yıllık hayatım...
Emeği geçenlere selam olsun...


27 Tem 2012

Geçen Günlerde - Haftasonu Kahvaltıları

Baharda, ya da geç baharda diyelim bu sene için, gittiğimiz kahvaltılardan ikisi:
Birincisi Acity Özsüt.


Acity'nin terasında burası. Aslında sıradan bir kahvaltısı var ama bir farkla. Kullanılan malzemeler çok kaliteli. Bunu kahvaltıyı tattığınızda hemen fark edebiliyorsunuz. Ayrıca benim için kahvaltı demek çay demek. Ben çayı hem kahvaltıyla hem de kahvaltıdan sonra keyif olarak içmek isterim. Dolayısıyla kahvaltıya gittiğimde benden her çayın parasını alacak bir müessese benim hoşuma gitmiyor. Biz burada iki kahvaltı, üçer çay ve birer taze sıkılmış portakal suyuna 33 lira ödüyoruz, sanırım çaylar dahil değil. Gittiğinizde teras olmasından dolayı orayı sıcak bulabilirsiniz ama biraz sonra yukarıdan su fışkırtan mekanizma açılıyor. Böylece serin serin oturabiliyorsunuz.. Ayrıca sallanan sandalyeler var. Kahvaltıyı bitirince onlara geçin ve çayınızın ve gazetenizin tadına varın o salıncaklarda. Son olarak gittiğim yerde çalışanlar da benim için önemli. Burada güleryüzlü ve rahatsızlık yaratmayan çalışanlar mevcut. Eğer Ankara'da oturuyorsanız bir gün deneyin bence Acity Özsüt'ü, benim sevdiğim mekanlardan biri oldu.
İkincisi de Zamane Kahvesi:

Burası da sevdiğim bir yer olabilirdi ama burası içilen çaylardan para alıyor, duyurulur. Kahvaltısı fena değildi ama yine de.

26 Tem 2012

Geçen Günlerde - Ev Kahvaltıları

Geçen günlerde yaşadığımız kahvaltılar;
Cem'le beraber bahçede yaptığımız bu yılın ilk kahvaltısı:

Yumurta başlıklarıma dikkat...
Dayim ve annemle beraber yaptığımız bu yılın ilk bahçe kahvaltım:

Çimlerimizin yeni çıktığı zamanlar, ne güzellermişti.
Annemle yaptığımız (hafta içi olmasından dolayı) sıradan bir ev kahvaltısı:

Annemin bize geldiği bir günden...
Paşabahçe ürünleridir. Bir de kırmızısı var. Süreç: Rafadan yumurta itinayla yapılır. Yumurta süslenir. Sonra servis edilir. Servisten kısa bir süre sonra itinayla alınır ve bir köşeye kaldırılır. Sebep: Kirlenmesin, şekerciklerimin yumurta kokmasını hiç istemem.




Ablamlarla bahçe kahvaltımız (Bu kadar çok fotoğraf çekebildiğime şaşırdım doğrusu. Çünkü genelde hep geç kalan ablamlar bu sefer vakitlice geldiler. Yaklaştıklarını öğrendiğimde elim ayağım tutuşmuşken çektiğim fotolar. Açılar ve ışık çok iyi olmayabilir, idare edin lütfen.):





Hep ilgimi çeken baskılı peçeteler, tam benlik değil mi?
 





Actifry mucizesi...

22 Tem 2012

Erdal Atabek, Kışkırtılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık


Daha önce de söylemiştim, bu kitap için ayrı bir yayın yapacağım diye. Niye?
  • Kitap evlilik ve evlilikteki ilişkiler üzerine kurulu.
  • Kitapta kadının yalnızlığı, hayal kırıklıkları, beklentileri öyle güzel anlatılmış ki...
  • Tüm bunları kadın bir yazar yerine erkek bir yazardan duymak, erkekler de bunları görebilirmiş demek...
  • Sessiz çığlıklarım sırasında yanımda olmasını istediğim kitabım o benim.

Buyrun, beraber bakalım kitabın içeriğine. Kitapla ilgili daha önce yazdığım notları da buradan okuyabilirsiniz.
  • (Kitap şöyle başlar;) "Kendini cesaretle arayan kadınlara..." (s. 7)
  • ""Kadınlar kendi dünyalarında ne kadar yalnız," diye düşünmekten kendimi alamadım." (s. 15) - Dört yıldır ben de aynı şeyi düşünüyorum. Ne eşin, ne annen, ne ablaların, hiç kimse yalnızlığını alamıyor senden. Bunun sebebi yanlış yaşanmışlıklar mı, sorumlulukların artması mı, aradığını bulamamak mı bilemiyorum ama evli her kadın yalnız bir kadın...
  • "Kadının kendini geliştirmesi, meslek sahibi olması, bu mesleklerin en üst basamaklarına çıkması, toplumda yetki sahibi olması gibi önemli aşamalar bile bir kadının "eş ve anne" olması kadar toplumsal prestij sağlamamaktadır"(s. 35) - Bunu da yaşadım, gördüm, öğretildim. İnanmak istemedim. Zorla, baskıyla öğretildim. İnandım mı, hayır. İstedim mi, hayır. İstememek benden alıp götürdü mü, evet, çoook, olsun. Bana öğretilmek istenenlerden daha önce bilmediklerimi öğrendim ben de.
  • "Hayatın dışında kalmak, gerçek acıdır. Acı, umut kırıcı, umarsız. Onun için, gelin, "bir şeyin kadını" olmak yerine, "yaşamanın insanı" olalım. Bunu öğrenelim, bunu başaralım. Hem, en değerli yanımız, kadın ya da erkek olmaktan çok, insan olmak değil mi?..."(s. 91) - Kesinlikle her kelimesine katılıyorum. Ben de hep bunu istedim. Ama olmadı. Hayattaki ilk gerçek evet'in sadece kadın olmak demek anlamına geldiği yine bir kadın tarafından kafamın içine sözlerle değil çivilerle kazındı. O çivileri söküp attım. Yerleri mi?...
  • "Belki de tatilin en güzel yanı bir umut olmasıdır. İnsanın yaşadığı çevreden, yaptığı işten, her gün gördüğü insanlardan, sıkıntılarından, bıkkınlıklardan, tekdüzeliğinden kaçma umudu. Belki de, kendinden bile kaçma umudu." (s. 124)
  • "Tatili sadece dinlenme saymak, sadece günlük hayattan uzaklaşma saymak, eksik değerlendirmedir. Tatil hayata yeni bir yerden bakma şansıdır. Çevreye, doğaya, insana yeni bir yerden bakma şansıdır. Bu şansı kullanabilenler için tatilin özel bir değeri vardır. Kişiliğimize yeni bir şeyler katmak, kişiliğimizi zenginleştirmek, kişiliğimizi güçlendirmek için tatili kullanmak akıllı bir davranıştır." (s. 126) - Kesinlikle buna da katılıyorum. Gezi programlarını hep ağzım açık seyretmişimdir. Oradaki tatlar, oradaki insanlar, kültürler hep cezbetmiştir beni. Kendimi oralara gidenlerin yerine koymuşumdur. İzlediklerimden öğrenmiş, notlar almışımdır sonradan kullanırım diye. Hoş, artık gerek kalmadı ya...
  • "Hayat yaşama cesareti olanları sever." (s. 139)
  • "Bir insana bağlanmanın başlangıcı "anlaşılmak" değil mi?" (s. 148)
  • "Anlaşılmamak kaybolmak gibi bir şey." (s. 148) - Kaybolmak, nereye gideceğini bilememek...
  • "İnsanın insanı kaybetmesi." (s. 148)
  • "Kendi başıma gerçek birisi olabileceğimi, ancak kendi çığlıklarımı işittiğim ya da histeriye tutulduğum zamanlarda düşünüyorum." (s. 165)
  • "Evlilik işlemini belediye yapar, boşanmak işlemini mahkemeler. Neden? Bir kadın-bir erkek, kent yönetimi adına evlendirilir de ayrılırken neden "Türk ulusu adına" karar verilir? Bunu çözememişimdir." (s. 189) - Daha önce ben de bununla ilgili bazı şeyler düşünmüştüm, doğru değil mi?
  • "Kendiminizi hayata hazırlama tembelliğimiz. Kendine güven, kendini hazırlamaktan geçer. Kendini hazırlamak, kendine emek vermeyi gerektirir. Bakmak, görmek, bilmek, dikkat etmek, çalışmak, emek vermek. Yaşamak tembelliğini yenebilmek. Derinde yatan güvensizliği, "kendine güven" e çevirebilmek. "Ben insanım ve yaparım" diyebilmek." (s.190)
Favori bölümler;
87-91: Hayatı Daraltmadan Yaşatmak
153-157: Kadınlıktan Uzaklaşmak

Teşekkürler Erdal ATABEK.
Her şeyden önce bir kadını bu kadar iyi anladığınız için.
Ve tüm emeğiniz ve paylaşımlarınız için teşekkürler...




 

15 Tem 2012

Bazı Notlar

Dün kendim için Office1 Store'dan aldıklarım. Bazıları yeni planlarım için bana yardımcı olacak.  
Cuma günü aldığım habere göre kendim için tasarladığım şans malzemelerim işe, biraz da olsa, yaradı. Durumum her zamankinden daha iyi. Demek ki neymiş, anladım ben.
Şu ara okuduğum kitaptan bazı notlar vereceğim bugün. Aslında bu kitap için tek başına bir yayın yapacağım bitirince. Şimdilik bazı notlarımı aktarayım.
Okuduğum kitap, Kışkırtılmış Erkeklik, Bastırılmış Kadınlık, Erdal Atabek.
Notlarım:
  • "Kadere inanmak insanı rahatlatır. Gücü burada. Kadere inanmak insanı sorumluluktan kurtarır. Yanlışı burada. Kaderle rahatlamak insan çaresizliğin ürünü." (s. 21)
  • ""Evlilik kurumu", içinde yaşadığımız toplumların kendi kurallarını, kendi değer yargılarını aktardığı bir yaşama biçimi. Her kurallar topluluğu gibi, ona uyanları rahat ettiren, ona uymayanları rahatsız eden bir  yapısı var." (s. 49)
  • "Kurumun kötü yanı, insanı insana unutturması. Tartışmalar "insanın unutuluşunun" yansımalarıdır. Tartışmaların karşı tezleri hep "kurumunun varlığının" hatırlatılması." (s. 50)
  • "İnsanın unutuluşuna karşı kurumun üstünlüğü." (s. 51)
  • "Kurum insanlardan önce. Hep kurum önce ve insanlar birbirini unutuyor. Yükümlülüklerden, sorumluluklardan insana sıra gelmiyor. "Unutulan insan..." Belki de hayatımızın en büyük sorunu. Yükümlülükleri yük yapan, sorumlulukları sorun yapan belki de budur." (s. 52)
  • ""Paylaşmayı" öğrenememiş insanların yaşama biçiminde "bölüşme, bölünme" kaçınılmaz olur."  (s. 60)
  • "Çağdaşlaşma bireyin değer kazanmasıdır. Çağdaş toplumda "insanın değeri", "başkası için taşıdığı değer" değil, "insan olarak taşıdığı değer" dir." (s. 72)
  • "Hayatın dışında kalmak, gerçek acıdır. Acı, umut kırıcı, umarsız. Onun için gelin, "bir şeyin kadını" olmak yerine, "yaşamanın insanı" olalım. Bunun öğrenelim, bunu  başaralım. Hem, en değerli yanımız, kadın ya da erkek olmaktan çok, insan olmak değil mi?.." (s. 91)

12 Tem 2012

Söz Yine Bitti...

(Fotoğraf internet görsellerinden alıntıdır.)  Büyümüş müdür ki?
Söz yine bitti...
Öğrendim, insanların yalancı olduğunu...
Öğrendim, insanların yalanlara kandığını...
Öğretildim, en kötüsünü duysan bile duymamazlık yapmam gerektiğini...
Ama öğrenemedim duymamayı...
Öğrendim, duyup da susmayı...
Öğrendim, her an yeni bir gelecek olduğunu...
Öğrendim, yalnızlığı...
Ve belki de öğrendim kocaman bir insan olmayı...
Ve büyüdüm...

Keşke daha acısız bir yolu olsaydı...

11 Tem 2012

Bugüne Dair


Mor, pamuklu bluzum, Denizli Fuarı'nda aldığım.
Kolumda Amerika'dan kendi zevkime göre aldığım mor-beyaz kelebekli saatim.
Parmağımda annemin kendi eliyle yaptığı mor-siyah yüzük.
Boynumda yeni ilk maaşımla aldığım nazar boncuklu kolyem.
Hepsi bana ait.
Hepsi benim zevkim.
Biri yaşamımdaki en değerli varlığın emeği...
Bunlarla mülakata gittim.
Bu kombini özellikle yaptım, bana şans getireceğini düşünüyorum, inanıyorum.
Sonra beni okula ulaştıran kişi gittiğimin yerin tekin olmadığını, o yüzden binanın önüne kadar arabada gitsem daha iyi olacağını söyledi.
Geri döndüğümde bana kocaman iyi dileklerini dileyen o kişiyle görüştüm, yine onun aklına gelmişim :).


10 Tem 2012

Hüsran mı Acaba?

Önce susmayı öğrendim.
Sana ne derlerse desinler terbiyesizlik yapma, ağzını açma.
Onu öğrendim aileden ilk önce.
24 yaşıma kadar sustum. Hep içime attım.
Aslında ağzımı açsam belki değişecekti, anlayacaklardı beni...
Ama yapmadım, yapamadım.
Sonra yeni insanlar tanıdım.
Canımı yaktılar, acıttılar.
Yine sustum.
Sonra yavaş yavaş konuşmaya, tepki vermeye başladım.
İyiymiş, içim rahatlamaya başladı.
Durumlar değişmedi ama değişir belki diye bazılarına canımı niye acıttıklarını anlatmaya çabaladım, hem de çok.
Sonra yoruldum.
Çabalamaktan, anlatmaktan, anlaşılamamaktan, hepsinden yoruldum...
Artık biliyorum, değişecek bir şey yok...
Yarın benim için önemli bir gün ve bu günü sadece üç kişi biliyor, tahmini zor olan üç kişi. Birisinden kocaman iyi dilekler aldım. Bakalım belki onun dilekleriyle bu sefer olur.
Olmazsa da hüsranlarıma yenisi katılır n'olcak ki sanki.
Ama siz yine de bana şans dileyin ;).

9 Tem 2012

Sevgi ve Kuğu

idefix.com adresinden alıntıdır.
Okumaktan büyük zevk aldığım, epeyce bir not tuttuğum, notlarımın hepsini defterime geçiremediğim bir kitap, Kendi Kutupyıldızını Bul. Aslında biraz da yöntemsel bir bağ var aramızda kitapla. Bu kitap da benim defterlerim gibi yazarın beğendiklerinden oluşmuş.Aslında buraya aktaracak çok şey var ama biraz önce not ettiğim bir dize şu an için beni en çok etkileyeni, şimdilik onu aktarayım:
"Sevgi evde öğretilmemişse, başka yerde öğrenmenin zor olduğunu öğrendim. Yaş: 51." (s. 274)
Ben bunu 27 yaşımda öğrendim, yaşamdaki tecrübelerimden. Ve ne mutlu bana ki, ben hem bu sözün anlamını erken keşfetmiş hem de sevgiyi ailesinden öğrenebilmiş ender insanlardan biriyim.
Martta yaptığımız Kuğulu Park fotoğrafları da yazının devamını renklendirsin.
Sevgi ve Kuğu...








8 Tem 2012

Geçen Günlerde - Kampüste Gökkuşağı


Baharda yaşadığımız güzellik.
Okulumuzda bir ilk.
Bu güzelliği gören ender insanlardan olduğumuzu düşünüyorum.

7 Tem 2012

Geçen Günlerde - Filli Kahve Fincanlarım

Kahve her toplumda bir kültür. Benim içinse Türk kahvesinin yeri ayrı. Tabii, detaylara sarılan biri olan ben onda da sadece kahve içmek değil, nasıl yapıldığı, yapılan cezvenin - içilen fincanın kalitesi benim için önemli. Dolayısıyla, kendimize yeni bir ikili bir fincan seti aldık, çok hoş. Şöyle ki...



Kendileri Paşabahçe'den alınmıştır.
Dip Not1: Kahvenin köpüğü dikkatinizi çekmediyse vurgulamak istedim :)).
Dip not2: Şu an yanımda bir meyve tabağı ve tabağımda yılın ilk inciri bulunmaktadır.

2 Tem 2012

Mezuniyet ve Ben



Cuma yine bir önlük sendromu yaşadım. Bol nemli günler beni bekliyormuş.
Bu da akşam katıldığımız mezuniyetten. Aklımda hep tek bir mezuniyet vardı. Sonuna kadar izledim. İzledikçe anılarım depreşti. Hayat bana beş yıl sonra verdi istediklerimi. Umarım onlara daha çabuk verir.