31 Oca 2012

Kabul, Biraz Çok Kitap Var Şu Sıra Elimde

Şu aralar okuduklarım (Sayfanın altında  Şu Aralar Ben başlığında da gördüğünüz gibi) biraz fazla. Niye beş kitap bir arada?
Şöyle açıklayayım hemen;
  • Her Gün 60 Saniye Felsefe; elimdeki en eski kitaplardan. Hâlâ elimde kalmasının tek sebebi, ondan sonra gelen her kitabın onun önüne geçmesi. Ama bitecek, emin olun:))
  • Toplumsal Cinsiyet; itiraf edeyim biraz ağır geldi bana. Dolayısıyla her an okuyamıyorum. Tahminimden biraz daha yavaş gidiyor bu yüzden. 
  • Düşünce Gücüyle Tedavi; genelde yatmadan önce okuyorum onu. Dersane zamanımızda bize yatmadan önce tekrar edin ki, unutmayın derlerdi. Uykudan hemen önce yapılan tekrarlar akılda en çok kalanlarmış. O zamanlardan beri ne zaman bir şeyin aklımda kalmasını istesem bu kurala uyarım. Bu kitap da o yüzden yatmadan önce okunuyor. Akılda kalsın ki, ertesi gün bana iyi hissettirebilsin. 
  • Kendi Kutupyıldızını Bul; onu okumak istediğim her zaman okuyorum. Hani başucu kitabı deyişi var ya, bu deyiş onun için uygun. Aslında yazar tamamen benim kitap notları almam gibi bir düşünceden yola çıkmış bu kitabı tasarlarken. Bundan dolayı da ayrıca hoşuma gitti. Kimbilir, belki bir gün ben de benimkilerden bir kitap çıkartırım:)). Şaka tabii ki.
  • En alttaki de sıraya giren bir kitap, Marquez'in. Daha onu okumaya başlamadım, korkmayın:))).
Bu da açan lilyumlardan biri, konuyla ilgisiz, buraya iliştirivereyim dedim :)) .

    30 Oca 2012

    Ve İddia Çiçeği Gelir...



    Her ne kadar Cuma günü akşam eve gelirken, Eskşehir yolu dahil, buzlu olsa bile idiayı kimin kazandığı açık, öyle değil mi:)) ?

    29 Oca 2012

    Planlananlar


    Cuma akşamı servis saati yaklaşırken planlarım;
    Akşama güzel bir kahvaltı, güzel bir omlet eşliğinde. Sonra Yalan Dünya, annemin ördüğü battaniyem ve çayım eşiliğinde. Arada da pencereden bakıp karı izlemek... Sonraki iki gün boyunca indirilecek kitaplar, indirilecek diğer kaynaklar, seçilecek notlandırma ve ders planı. Ve de lab programı. Belki bir gün hava iyi olursa anneme gidip annemi, ablamı ve bıcırları görmek. Mâlum karne sonrası gidemedim hiç. Belki oraya gitmişkne bir saç kesimi. Haftaiçine bir yemek ve yemek hazırlıkları. Tabii ki çamaşır. 
    Pazar akşamı saat 18:00 itibarıyla gerçekleşenler;
    İki tencere dolusu yaprak sarması... Artan yapraklar bozulmasın diye asma yaprağında tavuk... Çamaşır... Mutfak temiziği... Onun dışında da izlediğim tv videoları... Cuma günü farkettiğim bahçemizin duvarına çok yakın kocman ayak izlerinin esrarını çözmek cumartesi gecesi (Saçmasapan bir insanın karlı bir gün bizden habersiz bahçemize girmesi, bununla yetinmeyip demirlerimizi kapatmak için kullandığımız brandadan kocaman bir parça kesmesi. İnsanların bu denli sınırları hiçe sayarak karşıdakini çiğnemesi tahammül edilebilir değil kesinlikle. Nasıl bir özgüvendir bu. İnsanların hiç tanımadıkları insanlara sen diye hitap etmesi, hayvan sevgisiyle dolup taşan insanların köpeklerini gezdirmek bahenesiyle dışarı çıkarması, bu sırada komşusunun kapısının önüne hayvanı pisletmesi, başkasının bahçesine izinsiz girip oradan bir şeyler alması ve bunun gibi nice davranış... Eğer bu insanlar bu çağa aitse ben gerçekten bu çağa ait değilim. Ben birkaç onyıl önce yaşamalıymışım. Bu gibi davranışların hepsinin sahip olma güdüsünden kaynaklandığını düşünüyorum. İnsanlar kendilerini her şeye sahipmiş ya da olabilecekmiş gibi hissediyorlar. Saygı denen o duygu, hani şu bazen maillerimizin sonuna eklediğimiz saygıdan bahsediyorum,  çoktan yokolup gitmiş.).
    Süper bir haftasonu sonrası bu haftaya dair yapılacaklar (planlananlar);
    • http://gulbahceoz.blogspot.com/2011/10/niye.html
    • Hiçbir şekilde niye bu kadar tıklandığına bir anlam veremediğim http://gulbahceoz.blogspot.com/2011/01/yesil-onluk.html kayıdı yine yaklaşırken.
    • İndirilecek kitaplar, kaynaklar, ders planları, lab programları, notlandırmalar ve daha ne gerekiyorsa.
    • Ve sanırım dişçi de lazım.
    • Daha az kar...
    • Gardolap için gerekli birkaç ufak alışveriş.
    Bakalım haftaiçi planların ne kadarını gerçekleştireceğim...

    26 Oca 2012

    Yarın Hava Nasıl Olur Ankara'da?

    Hafta başından beri gözümün önünden geçen harfler, uzun süre bakakalarak gözlerimdeki kurulukta kendimi aştığım günlerden sonra normal yaşantıma döndüm. Salı gecesi her normal insandan daha fazla uyuyarak kendime gelme çabası göstermem bir işe yaramadı. Tüm günü bedenimde ağrılar ve yorgunlukla geçirdim. Dün gece normal uyudum. Bugün kendimi daha iyi hissediyorum.
    "......
    Benim en iyi yanım sendin
    Bir olmazdın ama bütünlerdin
    Üzülmekteyse bütün derdin
    İnan üzmezdim üzülmezdim
    Benim en iyi yanım sendin

    Hatalarımı senle öğrendim
    Bugünkü aklım o gün olsa
    İnan üzmezdim ama üzülmezdim.
    ....."
    Bugün akşam serviste gelirken yukarıdaki şarkıyı dinledim ve sözleri aklıma takıldı. Niye?
    Çiçekçimize küs olduğumu biliyorsunuz. Son zamanlarda bize hediye ettiği gerberalardan sonra biraz daha yumuşadım ama hâlâ affetmiş değilim kendisini. Dün Cepa'da buram buram burnuma gelen kokuyu bugün hatırladım ve tabii ki akşam aldım kendime.
    (Şu an itibarıyla modum değişiyor.)
    İnsanlar çaresizlikten mi yalan söyler, yoksa karşıdakini keriz yerine koymak mı hoşlarına gider. Bazen ifade edemesek de kendi doğrumuz vardır ve sığındığımız şey de odur aslında. Şu an ben de öyleyim. Yaşayarak öğrendiğim çok şey var. Tecrübesizliğimden kaybettiğim şeyler de var. Ama öğreniyorum. Mevkiler arasındaki sınırları sevmesem de bunlar olmalı, başka yolu yok.
    Yarının hava durumuyla ilgili bir iddiamız var Cem'le. Yarın şiddetli bir kar yağışı bekliyor kendisi Ankara'da, Tahmin edersiniz ben de beklemiyorum. İddianın hediyesinin adını koymamıştık ama koydum şimdi. Şöyle (aşağıdakiler gibi) güzel bir demet çiçeğine olsun.
    Fotoğraf 444cicek.com sitesinden alınmıştır.

    Fotoğraf cicek.com sitesinden alınmıştır.

    Fotoğraf cicek.com sitesinden alınmıştır.

    21 Oca 2012

    Çok Soğuk...

    Bugünlerde fotoğraf tembeli olan ben, bu post için geçen seneki kardan bir kare seçtim:)).
    Ankara hatırladığım en soğuk dönemini yaşıyor bu hafta. Katlanılması zor bir soğuk vardı bu hafta. Soğuğu katlanabilir kılan şey ise, annemin ördüğü bere ve ablamın ördüğü atkı. Gerçekten zamanlama harikaymış. Onlarsız bu soğuklarda ne yapardım ben:)).

    Düğünlerde gelinlerin eline tutuşturulan plastik, sevimsiz çiçekleri sevmeyen ben, elimde bunu taşımak istedim 19 Ocak günü, biraz tutması zor olmuştu ama olsun hem sevimli hem saklanılabilir.
    Soğuk ve işler, birlikte geçirdiğimiz dört yılı kutlamamıza engel olamadı. 19 Ocak günü 14:30'da yeni işimde, odamda meyveli ekler ve çayla yıldönümümüzü kutladık. Akşam da bizim mekânda bir yer denedik. Güzel bir yemek yedik. Sonra herkes işine döndü. Mâlum, işler çok...
    Bu arada ben ilk kez başka bir tarafta, yani ilk'ler içerisindeyim. Hayırlısı bakalım...

    13 Oca 2012

    Beyaz Show Bekleniyor


    Beyaz Show'u beklemekteyim ama asıl beklediğim Yaşar tabii ki.
    Bakın ki şansıma, saati ötelenmiş bu hafta.
    Zaman gelsin, Yaşar çıksın, dinleyelim, Beyaz'la gülelim :)).
    Beklemekteyim...

    12 Oca 2012

    Bir Yazayım Dedim :))

    Bu ara çiçekçimize küsüm, her ne kadar bizi her gördüğünde elimize fanuslarım için gerbera tutuştursa bile ...
    Kağıt okumalarla geçen gün sonrası müthiş bir göz kuruluğu ve yorgunluk (kafamda bir ağırlık) içerisindeydim. Yemekten sonra içtiğim iki kocaman kupadan sonra şimdi de midemi şişirmesinden korktuğum için yarım kocaman kupa çay içiyorum. Yeni yeni açılmaya başladım. Tamamlamam gereken bir iş sonrası kendimi yeni kitabım Toplumsal Cinsiyet'le başbaşa bırakacağım. Bu, serviste kitap okumalar iyi hoş da kalemle okuyamıyorum (biraz üşengeçlik diyelim), o yüzden notlar az kalıyor. Sanırım bir kurşunla yola çıksam fena olmaz :). Herkese keyifli bir akşam dilerim.
    (Vakit bulmuşken öylesine yazayım dedim.)

    8 Oca 2012

    Sevdalım Hayat, Okuyun Bence...

    Fotoğraf Google görsellerinden seçilmiştir.
    "Bu benim yavrum, keçidir! Öteki çocuklar koyundur, onların büyük kuyrukları her türlü kabahatlerini örter ama bu benimki kapatamaz; dağ keçisi gibi yapayalnız kalır." (s. 15)

    Bu sözle başlar kitap ve bu sözle de biter. Kitabı okudukça bu sözün gerçekliğini görebiliyorsunuz. Yaşamındaki çoğu şeyi haksız yere yaşamış Zülfü Livaneli. Kabahat değil belki ama, hayat örtememiş gerçekten onun yaşadıklarını. Bu sözde sadece bir nokta doğru değil bence. Eşi Ülker Hanım onun hep yanında olmuş, ve tabii ki dostları ve sevenleri,  yani yalnız olmamış hiçbir zaman. 
    Kitabı okurken kendimi eşinin yerine koydum ve ne kadar dayanabilirdim diye düşündüm. 
    Ben, bu şekilde biyografiler okuduğumda biyografisini okuduğum kişinin hayatdaşını hep merak etmişimdir. Biyografisi yapılan kişinin hayatdaşının yaşadıkları, duyguları, beklentileri, umutları... Bence bu kitapların devamı niteliğindeki bir kitabın  kişinin hayatdaşı için de yapılması lâzım. 
    Kitap en başından itibaren beni içine çekti. Önce sadece servis yolculuklarında okuyordum. Sonra, akşamları çalışmamı biraz erken bitirip kitabıma sarılmaya başladım. Zaman zaman uyanıp kitaba sarıldığım da oldu.
    Etkilendim. Üzüldüm. Gülümsedim. Hep daha çok okumayı istedim kitabı, iki sayfa haricinde (s. 68-69).Nereden nereye dedirten bir yaşam öyküsü bu. Ama bu kitabı okumadan önce de okuduktan sonra da düşündüğüm tek şey Zülfü Livaneli'nin gerçek bir sanatçı olduğu. Bence kitapları da şarkıları kadar özgün ve etkileyici. 
    Bu kitapla kendi yaşamıma dair şiddetli bir şekilde inandığım şey şu ki: hayatının bir noktasında kitap okumuş insanlarla, çok daha iyi anlaşabiliyorum. Okuyan insan beni her zaman için çekiyor.
    Sevdalım Hayat'ı okumadıysanız eğer kesinlikle okuyun.
    Kalemine ve emeğine sağlık, teşekkürler Zülfü Livaneli...

    2 Oca 2012

    Bir Yazabilsem...

    Yazmayı deniyorum, ama olmuyor.
    Bir yazabilsem...
    Bir yazabilsem, uzun uzadıya size "Sevdalım Hayat" 'ı anlatacağım.
    Ama en azından okuyorum...
    Siz ben yazana kadar beklemeyin.
    Alın okuyun Sevdalım Hayat'ı, uzun uzadıya okuyun ve kesinlikle okuyun.