7 Eyl 2011

Denizli

Denizli'yle ilk tanışmam bundan 8 yıl önceydi. Annemler ve dayımlarla bir yaz tatilinde Pamukkale'ye gitmiştik, daha dağrusu uğramıştık. Dayımın sarı tabela merakı sayesinde Aphrodisias'ı öğrenmiş ve gezmiştik. 8 yıl aradan sonra yine Denizli'deyim. Bu sefer Cem'le beraber, Denizli'li arkadaşımız Fevzi'yi ziyaret etmek amacıyla.

Evin balkonundan
Denizli ziyaretinde ilk farkındalığım Denizli'nin dağlarla çevrili olmasıymış, tam benlik yani. Özellikle Fevzi'lerin evi dağ manzaralıydı. Önümüz kır. Geceleri koyunlardan gelen çan sesleri duyuluyordu. İlk sabah kalkınca pencereyi açıp bir süre dinledik etrafı. Etraf sessiz ama derinden gelen çan ve insan sesleri vardı. Hava tertemiz. İnsanı öyle ferahlatıyor ki... Huzur...  Huzur insanı mutlu yapıyormuş, daha önce söylemiş miydim  bunu :)) .
Fevzi biz gelmeden önce harika bir plan yapmış. Buna göre ilk gün şehir ve Pamukkale vardı.
Kahvaltıdan sonra şehirde güzel bir yürüyüş yaptık. Şehirden kareler:



O sırada Babadağlılar Çarşısı'nı gezdik. 


Çarşı ilginç yapısı ve ürünlerle bu yapıyı daha ilginç hale getirmelerinden ötürü hemen dikkati çekiyor. Ve "beni fotoğraflasana" diyor, derinden gelen bu sese kulak verdik tabii. Fotoğrafladık biz de:


Burada satılan ürünler tarz olarak benim tarzımdan farklı olsa da sevdiğim bazı şeyler vardı. Ama buraya gelmişken, sadece burada yapılan ürünler almak istememden dolayı ben buradan birşey almadım. Nereden alacaksın? derseniz ertesi gün hedef Fevzi'lerin köyü Kızılcabölük, orayı bekliyorum :)).


Buradan sonra Pamukkale'ye gittik. Pamukkale benim gördüğüm 8 yıl önceki halinden çok değişmiş.


Travertenlerin girişinin (kuzey kapı) önüne kocaman bir park yapılmış ki, tepeden çok hoş bir görünüm sağlıyor, şöyle ki:


Pamukkale'ye giriş pek kolay olmadı ama. Önümüze konulan tüm engellemelere rağmen, gecikmeye rağmen girebildik sonunda. Sorun şu: Her iki girişte de bir memur var ve o memur hem müzekart girişi yapıyor hem de kartsız girmek isteyenlerin giriş ücretlerini alıyor. Tabii, bu işlem hem bekleyenler hem memur için çok sıkıntılı oluyor. Gişelerde bir yerine en az iki kişi olsa ve bu kişilerden biri müzekart girişi yaparken diğeri giriş ücreti alsa (bu hem bizim hem de orada sırada beklerken birçok insandan duyduğumuz ortak beklenti) iki taraf için de daha olay olur. Tabii aslında en pratiği buraya gelirken yanınızda tarihi geçerli bir müzekartınız olması. Giriş de müzekart da  20 TL.


Ve travertenler. Kalabalık bir insan topluluğu burada. Yukarıdaki fotodaki kuyruk şeklinde ilerleyen insan selini fark etmişsinizdir sanırım. Bir not düşelim: Buraya geldiğinizde amaç travertenlerse kuzey kapıdan, antik şehirse güney kapıdan girmeniz işinizi kolaylaştırır. Ancak her iki kapıdan da her ikisine de ulaşabilirsiniz.
Olmazsa olmazlarım bitkiler ve travertenler:





Sonra antik kent Hierapolis'i geziyoruz. 





Tabii orada yalnız değiliz. Kimlerle miyiz?

Resimdeki kertenkeleyi bulabilecek misiniz bakalım?
Üstteki fotoğrafta ve alttaki fotoğrafta da olduğu gibi bir sürü kertenkele eşliğinde Hierapolis'i geziyoruz.


Bir üstteki fotoğrafta kertenkeleyi hâlâ bulamadınız di mi? Tamam, kabul ediyorum zordu. Ee, o zaman fotoğrafın sol ortasına bakın, ama iyi bakın. Tamam, orada işte ;)) .


Antik havuz (üstte, havuz kenarından bir görünüm) kenti gezerken soluklanabileceğiniz ferah ve serin bir yer.
Peki, bu güzel gezinin sonunda ne yenir? Ya da soruyu şu şekilde değiştiriyorum: Bu güzel gezinin sonunda Gülistan ne yer? Tabii ki, BALIK.

Değirmende Canlı Alabalık Restoranın girişi
Rotamız Değirmende Canlı Alabalık Restoranı'ydı ve detaylı bilgi de işte burada. Muhteşem bir yer. Mezeleri de balıkları da güzel. Mekân her şeyin ötesinde. Keşke fotoğraf makinem de her şeyin ötesinde diyebilseydim, ama diyemedim. Kendisi bir günlük geziye yetmiyor, duyurulur, duyana :)) .

Restoranın içinden
Ve şaşıracaksınız ama, bakın ne fotoğrafladım.


Ben ne yapabilirim, benim onları sevdiğim gibi filler de beni seviyor.  
Yemek sonrasında sıcacık geçen bir bayram ziyaretiyle ilk günümüzü tamamlıyoruz.
İkinci gün, Kızılcabölük ve Aphrodisias'ta geçiyor. (Onların detayları bir sonraki kayıtta olacak.)
Bir gün yolunuz Denizli'ye uğrarsa;


Mutlaka oraya özgü "Zafer" gazozunu için, tadı bir harika.
Şehirde Çamlık denilen bir yer var. Oraya gidip güzel, yeşil bir ortamda çay içebilirsiniz.
Aslında şehir merkezinde de yeşil ve gölgelik çay bahçeleri var.
Bir de bir sokak var Çamlık civarında. Oraya gidip yemek yiyebilirsiniz, ya da demlikte çay keyfi yapabilirsiniz, ya da sadece yürüyebilirsiniz. Güzel bir yürüyüş yolu olur bence. 
Not: Bir sonraki kayıt Kızılcabölük ve Aphrodisias'la ilgili olacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder