29 Eyl 2011

Ve bazen ...

Küstüm çiçeği
Bazı şeyler temelden sorundur hayatınızda.
Ve hayatta en büyük hayal kırıklığını kendisine değer verdiklerinizden görürsünüz.
Ve değer vermediğiniz kişiler bir anda size saygı gösterir.
Ve bazen tecrübeler önemlidir.
Ve yine bazen paylaşabilmek daha da önemlidir.
Bir şey söyleyeceğim, ama daha erken sanırım...
Belki de geçtir...
Bunu kestiremiyorum henüz...

21 Eyl 2011

Beni Sevmediğin Zamanlarda Alıştım Susmaya, Emre Aydın'dan

Emre Aydın'ı çok beğenirim. Hep dinlerim. Bu şarkıyı da defalarca dinledim daha önce. Hep beni çekmişliği vardır ama ilk kez bu kadar ilgimi çekti.
Diyor ki, "Beni sevmediğin zamanlarda alıştım susmaya".
Diyor ki, "Saklanmak kendine kendinden vazgeçmişken".
Diyor ki, "Ve sana tutunmak hem de sana rağmen".
Diyor ki, "Sen bana senden kalan en sevdiğim."
Ve de diyor ki, "Ve sevdiğim yalan".

Başarıyı sizce de hak etmiyor mu?
Bence fazlasıyla hak ediyor, emeğine sağlık.

17 Eyl 2011

İlk Gün

Ah ah, nerede o eski aranjmanlar...
Karşılaşmalar, yerleşmeler, kayboluşlar, labirentler, terslikler, sorunlar, koşturmacalarla geçen bir gün sonrası hoşgeldim ben. Çünkü bugün benim ilk günüm(müş).

14 Eyl 2011

Göz Muayenesi

Dünden beri sağ gözümde hissettiğim ağrının da etkisiyle önceleri ışık alerjisi teşhisi konmuş gözlerimi kontrol için hastanenin yolunu tuttum bugün. Veee, bugün itibarıyla bilgisayarcıların olmazsa olmazı göz kuruluğu teşhisi hayatıma girmiş bulunmakta. Doktordan öğrendiklerim;
Eğer bilgisayar başında çok vakit geçiriyorsanız, zaman zaman gözlerinizi kırpmayı unutabiliyorsunuz. Normalde gözyaşından beslenen göz, bu kırpmamanın etkisiyle gözyaşı üretemez oluyor ve damarlardan beslenmeye başlıyor. Ben misali. O yüzden benden size bir tavsiye, bilgisayar başındayken gözlerinizi kırpmayı unutmayın.
Göz ağrıma bir sebep bulamadık. Ve ben gözüme damlatılarak gözbebeğimin büyümesini sağlayan damla sonrası çok zor bir gün geçirdim. Güneş ışığı ve güneş gözlüksüz olmam baş ağrısıyla birleşince epey zor bir öğledensonra geçirmeme sebep oldu. Şimdi de azalarak aynı süreci yaşamaya devam ediyorum.  Bu yüzden bu kadar, herkese ağrısız bir akşam dilerim :).

11 Eyl 2011

Düğünlerden Kitaplara

Aldığım kitaplar
"Aşk, bize güç veren tek özgürlük yitimidir." (Aragon)
Yıllar önce bu sözle ilk karşılaşmamda (okuduğum kitapların birinde, ama hangisi şimdi hatırlayamıyorum) çok etkilenmiştim. Etkileyici ve de gerçek, ama ...
Evlilik merasimi seçimimizi sade bir nikahtan yana kullanan biz, üç yıl boyunca katıldığımız düğün sayısı itibarıyla hayatımızdaki tarihi bir skora imza atmış bulunuyoruz. Bunlardan birini de dün akşam üzeri tamamlamış olmamızdan mıdır, Aragon'un sözünü hatırlamamdan mıdır bilmiyorum ama  içimde aşk, birliktelik, evlilik üzerine kurduğum onlarca cümle varken sanırım henüz paylaşma zamanı gelmediğinden ben yukarıdaki fotoğrafı koyarak size aldığım kitaplardan bahsetmeyi tercih ediyorum :).
Cuma akşamı kitap alışverişindeydik. Ben kendim için yukarıdaki fotoğrafta gördüklerinizi seçtim. Demin biraz karıştırdım bunları. (Ben kitapları kitapçıda inceledikten sonra evde de bir süre incelerim. Sanırım bu, benim onları okuma sırasına koymamı sağlıyor.) Bu sefer inceleme dışında notları almaya da erken başladım. Kendi Kutup Yıldızını Bul yazar Nüvide Gültunca Tulgar'ın tabiriyle Yaşama Sevincinizi Artıran Öyküler. O yüzden de bence bu  kitap kitaplığın yanı sıra orada, şurada, burada da  olması gereken bir kitap. Ne zaman bir can sıkıntısı, yorgunluk, sıkılganlık, bıkkınlık yaşayacağımız bilinmez ne de olsa. Ben ilk bakış sonrası şunları buldum kitaptan:
  • "Bildiğini bilenin arkasından gidiniz. Bildiğini bilmeyeni uyarınız. Bilmediğini bilene öğretiniz. Bilmediğini bilmeyenden kaçınınız." (Konfüçyus, s. 35)
  • "Kalp denize benzer. Fırtınaları, sakin zamanları ve taşkınları vardır. Bazen de derinliklerinde inciler gizlidir." (Heine, s.99)
  • "Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır." (Konfüçyus, s.245)
  • "Bir yerde, küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orada güneş batıyor demektir..." (Çin Atasözü, s. 274)
  • "Patikanın sizi götürdüğü yere gitmeyin. Bir patika olmayan yerde yürüyün ve iz bırakın." (Muriel Strode, s. 280)
  • "Yaşam geriye bakarak anlaşılır, ileriye bakarak yaşanır." (J. Keith Moorhead, s. 340)

8 Eyl 2011

Kızılcabölük

Kuşbakışı Kızılcabölük
Kızılcabölük Belediyesi'nin web adresi
Denizli'deki ikinci günümüz Kızılcabölük'le başlıyor. Kasabanın girişinde "Dokumanın Merkezi Kızılcabölük'e Hoşgeldiniz" yazıyor. Bu yazı eşliğinde giriş yapıyorsunuz kasabaya. Yine bir dipnot düşelim. Denizli beklediğimden daha sıcak bir şehir çıktı. Ama buraya geldiğinizde hava biraz değişiyor, rüzgar biraz serinlik veriyor. 
İlk bakışta evlerin önüne dikili zeytin ağaçları göze çarpıyor, zeytin ağacının ne kadar büyüdüğünü düşünürsek bunlar epey genç. Aslında, şunu da düşünmeden edemedim. Bu zeytin ağaçlarının kökü evlere zarar vermez mi ki, çünkü evlere çok yakın dikilmişler. Neyse, Ege insanı bunu daha iyi bilir diyerek devam ediyorum. 

Evlerdeki üzümlerden.
Burada bayram beş gün sürüyormuş. Biz dördüncü gün gittik, hâlâ bayramdı, ertesi güne de vakıf bayramı diyorlarmış ve yine bayrammış.
Kızılcabölük'ten birkaç fotoğraf:

Bol miktardaki çeşmelerden biri. Hepsi de bu şekilde tasarlanmış, pamuk yıkama işleminde kullanıldıkları için.

Ben genel olarak çeyiz (hele ki dantel), örtü, kumaş vs. şeylere ilgisi olan bir insan değilim. Ama son yıllarda Datça'dan epeyce bir dokuma edindim. Bunun sebebi, örtülerin eve kattığı hava dışında bir işlevsellik taşıdığını yaşayıp görerek öğrenmem oldu. Onun dışında dokumalarda kullanılan renkler ve motifler hoşuma gidiyor. Kendime özgü bir gelenekselliğim var benim de yani.  
Buraya gelmeden önce dokumalarıyla tanıdığım yer Buldan'dı. Açıkcası Kızılcabölük'ü duymamıştım. Fevzi buradan bu şekilde bahsedince, ben büyük bir sabırsızlıkla burayı görmeyi bekledim. Burada ufak ufak dükkânlar var, dokuma işleri satan. İçlerinde çok çeşitli ürünler var. Örtüler, bornozlar, havlular, bluzlar, çantalar, şallar vs. Fiyatlar mâkul. Her yerde turiste karşı geçerli olan bakış açısı burada yok sanki. O yüzden insan daha rahat alışveriş yapabiliyor. Esnaf, bu zenginliğin arasında kaybolarak seçim yapamayan kararsız müşterilere karşı sabırlı. Buradaki alışveriş ilk elden oluyor. Dolayısıyla, benim gibi aldığım ürünleri ilk elden almayı seven insanlar burada mutlu olurlar. Ben  aşağıdaki iki dükkanı gezebildim.



Mudo Tekstil'in içinden bir ayrıntı
İkisinde de gayet güzel ürünler vardı. Hepsinde bir emek var. Bence herkesin evinde bu dokumalardan olmalı. Ben kendime güzel şeyler aldım. Ama en ilginci ve en çok sevdiğim çay ve ceviz karışımından elde edilen bir kök boyayla renklendirilen bluzumdu. Giymek için sabırsızlanıyorum. Sabırsızlık haftasonu sonlanacak :). Ürünlere dalan ben, fotoğraflamayı unutmuşum ne yazık ki :)). Evde de fotoğraflamak biraz zor ama mesela aldığım bluz şöyle bir şey: 


Kızılcabölük içerisinde bir dokuma müzesi var. 

Dokuma müzesi - önden görünüm


Eskiden ilkokulmuş, hâttâ birçok Kızılcabölüklü'nün de okuduğu okul sanırım. Şimdi müze olarak kullanılıyor. Müzeyi bir grup Kızılcabölüklü'yle beraber gezdik biz. Bizim için bir sürü rehber eşliğinde gerçekleşen bir tur gibiydi. Tabii, siz bizim kadar şanslı olmayabilirsiniz :)).  (Şaka bir yana, ben Kızılcabölüklü'lerin gelen herkese karşı aynı samimiyeti göstereceğinden eminim.) Bu arada yeri gelmişken o gün bize eşlik ederek bildiklerini aktaran İsmail Bey'e, Muammer Bey'e ve diğer Kızılcabölüklü'lere teşekkürler, ve tabii ki Fevzi'ye.

İsmail Bey evindeki tezgahının başında
Müzede hem eski mutfak ve ev eşyalarını hem de dokuma tezgahlarını görebilirsiniz. İşte müzeden kareler:









Çamurdan yapılmış Türkiye haritası





İlkokulun tavanı o zamanlardan kalmış yapısıyla.




Denizli birçok tatil yöresine gidiş güzergâhı üstünde. Kendi arabanızla seyahat ediyorsanız bence Denizli'ye ve Kızılcabölük'e uğrayıp hem müzeyi gezip hem de bu güzelim dokumalardan kendiniz ve sevdikleriniz için alabilirsiniz. Ama bir dipnot düşelim: Kızılcabölük'le seneye tatilden önce tanışmak isterseniz 20 Ekim'de(20.10.2011) Kızılcabölük'lüler Ankara Zafer Çarşısı'na gelecek. Tabii ki dokumalarıyla beraber. O zamanlarda bir fırsat yakalayıp bu ürünleri bir görün derim ben.
Kızılcabölük'le ilgili söylenecek birkaç şey daha var:


(Bilmeyenler için) Troya filminin kostümleri için Kızılcabölük seçilmiş ve kostümler burada hazırlanmış. İşte onlardan biri:


Özay Gönlüm'ün de ailesi Kızılcabölük'lüymüş. Nette gezinirken güzel bir video buldum, Özay Gönlüm ve Kızılcabölük'le ilgili. Buradan izleyebilirsiniz.


Tattığım yeni lezzetlerden biri yukarıdaki fotoğrafta. Ballı, tahinli, cevizli pide. Tadı güzel ama biraz fazla tatlıydı. Kalabalık bir grupla tamamı yenebilir ama üç kişiyle bunu bitirmek biraz zor. Bu tat farklı alternatiflerle nasıl olurdu acaba? Mesela bunda bal yerine pekmez kullanılsa ve bir de haşhaş konsa ne lezzetli bir şey olur. Sanki benim favorim olur gibi.  Umarım birilerine ilham veririm :)). Ya da böyle bir şey evde denenir mi ki? Neyse, mekânımız da burası:

Görüldüğü üzere ıslak mendilleri amacına uygun kullanıyorum.
Kızılcabölük'ten sonra Aphrodisias'ı gezdik. Burası, yine ilk kez gördüğümdeki gibi etkiledi beni. Önceden, farklı olarak, müzenin girişine kadar arabayla gidebiliyorduk. Ama artık arabaları (Kızılcabölük tarafından gelirken) sağ taraftaki otoparka bırakıp, oradan (modern) traktörlere binerek müze girişine geliyorsunuz. Mesafe çok kısa, traktör yolculuğu da biraz sallantılı :)).
Aphrodisias'tan şarjımın izin verdiği ölçüde fotoğraflayabildiklerim:








Kapatmadan önce; Denizli çok kısa bir süre içerisinde büyükşehir olacakmış. Güzel olur ama bozulmaz inşallah. Şimdiden hayırlı olsun. 

Not: Hem yıllık tatil hem de bayram tatili süresince bir kez daha anladım ki, ben yanlış yerde doğmuş, büyümüş ve yaşamışım. Ben Ege'li olmalıymışım. Ama ileride bir gün kesinlikle o topraklarda yaşayacağım, ya büyük şehirlerinden birinde ya da bir köyünde hayalimdeki o şirin restoranı (ya da çay bahçesini) açmış ve işletirken. Ege'liler çok şanslı, imrenerek ve hâttâ ufaktan kıskanarak gezi kayıtlarımı sonlandırdığımı belirtmek isterim. Kendi dünyama dönersem, Anadolu'nun göbeğinde, kendisine verilmek istenen değerin giderek kaybolduğunu düşündüğüm şehrimde, yeni bir ortamda yeni hayatıma başlamaya hazırım artık. İyi başlangıçlar olması dileğiyle...

7 Eyl 2011

Denizli

Denizli'yle ilk tanışmam bundan 8 yıl önceydi. Annemler ve dayımlarla bir yaz tatilinde Pamukkale'ye gitmiştik, daha dağrusu uğramıştık. Dayımın sarı tabela merakı sayesinde Aphrodisias'ı öğrenmiş ve gezmiştik. 8 yıl aradan sonra yine Denizli'deyim. Bu sefer Cem'le beraber, Denizli'li arkadaşımız Fevzi'yi ziyaret etmek amacıyla.

Evin balkonundan
Denizli ziyaretinde ilk farkındalığım Denizli'nin dağlarla çevrili olmasıymış, tam benlik yani. Özellikle Fevzi'lerin evi dağ manzaralıydı. Önümüz kır. Geceleri koyunlardan gelen çan sesleri duyuluyordu. İlk sabah kalkınca pencereyi açıp bir süre dinledik etrafı. Etraf sessiz ama derinden gelen çan ve insan sesleri vardı. Hava tertemiz. İnsanı öyle ferahlatıyor ki... Huzur...  Huzur insanı mutlu yapıyormuş, daha önce söylemiş miydim  bunu :)) .
Fevzi biz gelmeden önce harika bir plan yapmış. Buna göre ilk gün şehir ve Pamukkale vardı.
Kahvaltıdan sonra şehirde güzel bir yürüyüş yaptık. Şehirden kareler:



O sırada Babadağlılar Çarşısı'nı gezdik. 


Çarşı ilginç yapısı ve ürünlerle bu yapıyı daha ilginç hale getirmelerinden ötürü hemen dikkati çekiyor. Ve "beni fotoğraflasana" diyor, derinden gelen bu sese kulak verdik tabii. Fotoğrafladık biz de:


Burada satılan ürünler tarz olarak benim tarzımdan farklı olsa da sevdiğim bazı şeyler vardı. Ama buraya gelmişken, sadece burada yapılan ürünler almak istememden dolayı ben buradan birşey almadım. Nereden alacaksın? derseniz ertesi gün hedef Fevzi'lerin köyü Kızılcabölük, orayı bekliyorum :)).


Buradan sonra Pamukkale'ye gittik. Pamukkale benim gördüğüm 8 yıl önceki halinden çok değişmiş.


Travertenlerin girişinin (kuzey kapı) önüne kocaman bir park yapılmış ki, tepeden çok hoş bir görünüm sağlıyor, şöyle ki:


Pamukkale'ye giriş pek kolay olmadı ama. Önümüze konulan tüm engellemelere rağmen, gecikmeye rağmen girebildik sonunda. Sorun şu: Her iki girişte de bir memur var ve o memur hem müzekart girişi yapıyor hem de kartsız girmek isteyenlerin giriş ücretlerini alıyor. Tabii, bu işlem hem bekleyenler hem memur için çok sıkıntılı oluyor. Gişelerde bir yerine en az iki kişi olsa ve bu kişilerden biri müzekart girişi yaparken diğeri giriş ücreti alsa (bu hem bizim hem de orada sırada beklerken birçok insandan duyduğumuz ortak beklenti) iki taraf için de daha olay olur. Tabii aslında en pratiği buraya gelirken yanınızda tarihi geçerli bir müzekartınız olması. Giriş de müzekart da  20 TL.


Ve travertenler. Kalabalık bir insan topluluğu burada. Yukarıdaki fotodaki kuyruk şeklinde ilerleyen insan selini fark etmişsinizdir sanırım. Bir not düşelim: Buraya geldiğinizde amaç travertenlerse kuzey kapıdan, antik şehirse güney kapıdan girmeniz işinizi kolaylaştırır. Ancak her iki kapıdan da her ikisine de ulaşabilirsiniz.
Olmazsa olmazlarım bitkiler ve travertenler:





Sonra antik kent Hierapolis'i geziyoruz. 





Tabii orada yalnız değiliz. Kimlerle miyiz?

Resimdeki kertenkeleyi bulabilecek misiniz bakalım?
Üstteki fotoğrafta ve alttaki fotoğrafta da olduğu gibi bir sürü kertenkele eşliğinde Hierapolis'i geziyoruz.


Bir üstteki fotoğrafta kertenkeleyi hâlâ bulamadınız di mi? Tamam, kabul ediyorum zordu. Ee, o zaman fotoğrafın sol ortasına bakın, ama iyi bakın. Tamam, orada işte ;)) .


Antik havuz (üstte, havuz kenarından bir görünüm) kenti gezerken soluklanabileceğiniz ferah ve serin bir yer.
Peki, bu güzel gezinin sonunda ne yenir? Ya da soruyu şu şekilde değiştiriyorum: Bu güzel gezinin sonunda Gülistan ne yer? Tabii ki, BALIK.

Değirmende Canlı Alabalık Restoranın girişi
Rotamız Değirmende Canlı Alabalık Restoranı'ydı ve detaylı bilgi de işte burada. Muhteşem bir yer. Mezeleri de balıkları da güzel. Mekân her şeyin ötesinde. Keşke fotoğraf makinem de her şeyin ötesinde diyebilseydim, ama diyemedim. Kendisi bir günlük geziye yetmiyor, duyurulur, duyana :)) .

Restoranın içinden
Ve şaşıracaksınız ama, bakın ne fotoğrafladım.


Ben ne yapabilirim, benim onları sevdiğim gibi filler de beni seviyor.  
Yemek sonrasında sıcacık geçen bir bayram ziyaretiyle ilk günümüzü tamamlıyoruz.
İkinci gün, Kızılcabölük ve Aphrodisias'ta geçiyor. (Onların detayları bir sonraki kayıtta olacak.)
Bir gün yolunuz Denizli'ye uğrarsa;


Mutlaka oraya özgü "Zafer" gazozunu için, tadı bir harika.
Şehirde Çamlık denilen bir yer var. Oraya gidip güzel, yeşil bir ortamda çay içebilirsiniz.
Aslında şehir merkezinde de yeşil ve gölgelik çay bahçeleri var.
Bir de bir sokak var Çamlık civarında. Oraya gidip yemek yiyebilirsiniz, ya da demlikte çay keyfi yapabilirsiniz, ya da sadece yürüyebilirsiniz. Güzel bir yürüyüş yolu olur bence. 
Not: Bir sonraki kayıt Kızılcabölük ve Aphrodisias'la ilgili olacak.