24 Nis 2011

Kaçırdıklarımız- En Uzun Kayıt

Çok güzel bir tasarım değil mi? Kaçırdıklarımızdan biri o.
O karardan bu yana gün gün yaşadıklarımı not ettim. Amaç paylaşmaksa, kurunun yanında yaş da yanar misali yaşadığımız geçen günler;

Yeni gelen fillerim ve vazgeçilmez karanfillerim.
4 Mart 2011
Erken Doğumgünü
Çiğdem telefonda dedi ki: "Ama bugün senin doğumgünün değil ki..."
Gülistan dedi: "Benim doğumgünüm kırk gün kırk gece sürer!"


5 Mart 2011
Doğdum Ben
Öğreniriz hayat boyu bir şeyleri...
Önce ağlamayı, emmeyi, sonra gülmeyi, oynamayı, içmeyi, yemeyi öğreniriz.
Sonra emeklemeyi, yürümeyi, konuşmayı öğreniriz.
Daha sonra soru sormayı, analiz etmeyi, güvenmeyi öğreniriz.
Daha daha sonra bize sunulan bilgileri öğreniriz.
Zaman geçtikçe incinmeyi, kırılmayı, üzülmeyi öğreniriz.
Diğer taraftan kahkaha atmayı, neşelenmeyi, öğreniriz.
Tüm bunların dışında hayat boyu yalnız olduğumuzu öğreniriz.
Bazen kocaman kalabalıklar içinde, bazen tek başınayken, bazen bir arkadaşın yanındayken, bazen ailemizin içindeyken yalnız olduğumuz gerçeğiyle yüzyüze kalırız.
Ve bu gerçekle ne kadar önce yüzleşirsek yaşamda o kadar mutlu oluruz.
Veee, iyi ki doğdum ben...

8 Mart 2011
Dünya Kadınlar Günü
Her kadının kadından önce bir birey olduğu gerçeğinin hayatlarımıza girmesi dileğiyle, fiziksel şiddetsiz, psikolojik şiddetsiz, cinsel şiddetsiz bir dünyada yaşabilmek dileğiyle, tüm kadınların dünya kadınlar günü kutlu olsun...

9 Mart 2011, Ankara
9 Mart 2011
Ankara'da Kar
Ankara'da hatırladığım en yoğun kar yağışını gördüm.
Ben karı seviyorum ve beyazı da.Sabah yürüyüşe çıktık. Karda yürümeyi seviyorum. Ama yürümekten daha çok sevdiğim çam ağaçlarının altına girip dalları sallamak. Onun dışında fotoğraf da çektim. Saat 9 gibi çıktık,
ortada çok az araba vardı. İşte o fotolardan bazıları;

Bahçe kapımız




Hayalet arabamız
Genelde çamları severiz ama bu da güzel değil mi?
Çatıdan sarkan buz parçası.




17 Mart 2011
Rüya

Evimiz deniz kenarında. Deniz bahçe kapısının bir metre yakınına kadar gelmiş. Gelmekle yetinmemiş, beraberindekileri de götürmüş. Bizim ev olduğu kesin. Ama tabii ki yer Ankara değil. Üniversiteden arkadaşlarım var rüyamda, epeydir görmediğim. Akşam izlediğim Japonya haberiyle mi ilgili gördüğüm rüya, yoksa arkadaşlarımı mı özledim, bunu bilemiyorum ama iyi değildi rüya.
Bu benim rüyam. Ama aslında tüm bunların daha acısını ve gerçeğini yaşayan bir ülke var.
Japonya... Sanki daha büyük felaketler de yaşanacak.
Sizce de artık çok sık felaketler yaşanmıyor mu?
Bence yaşanıyor ve ben 2012'ye inananlardanım.

19 Mart 2011
Ya Sonra
Fotoğraf http://www.yasonrafilm.com/ adresinden alınmıştır.
Epeydir gitmek istediğim filmlerden biriydi bu. Daha çok Deniz Çakır ve konusu için gitmek istiyordum.
Evlilikte kadının konumu üzerine güzel bir film olmuş. Kadın hep ev aslında. Bu ev de eş, çocuk ve ev içindeki tüm sorumluluklar. Bunun en açık nedeni evliliğin ne olduğunun unutulmasından bence. Evlilik paylaşımdır en basit şekliyle. Eğer taraflardan biri bunu unutursa o zaman evlilik evlilik olmaktan çıkar, başka taraflara kayar, ki herkes bunu farklı şekilde adlandırabilir.Dolayısıyla kişinin karşısındaki kişiyi nasıl gördüğü önemli tabii. Eğer o kişiyi sırf onun  yaşamını kolaylaştırmakta görevli olduğunu sanarsa o zaman o noktada kaybetmiş konumuna gelir.
Evlilikte aslında sınırlar var. Sanılıyor ki, evlenince yanındaki kişinin her şeyine ortak olacaksın. Mesela cep telefonuna. Eşinin de olsa kurcalamayacaksın onu, ya da günlüğünü, mektuplarını, maillerini ve de zamanını. Eğer sınırlar doğru çizilirse, yani ortak zamanlarda paylaşımda bulunup, diğer zamanlarda kendi ve karşısındaki kişi için bir yaşam alanı oluşturulursa insanlar daha doğru evlilikler yaşayabilir. Kişi bu yaşam alanında istediğini yapabilir. Böylece kimse kendini kısıtlanmış saymaz. Taraflar için en zor olanı kısıtlanmak çünkü. Sonra insanlar aynı bu filmdeki gibi "senin ailen, senin arkadaşların, senin işin ..." cümleler kurar. Neyse, konumuza dönecek olursak, güzel bir film olmuş, emeği geçen herkese teşekkürler...

20 Mart 2011
Serenad
Fotoğraf http://www.dogankitap.com.tr/kitap/Serenad-1462 adresinden alınmıştır.
Perşembe gecesi okumaya başlamıştım. Uyumak zorunda olmam beni çok üzmüştü, çünkü elimden kitabı bırakmak bir işkence gibiydi. Sonra da hep aynı şey oldu. Hep ara vermek zorunda kaldım tabii ki, ve tabii ki hep çok üzülerek. Hep sonra ne olacak diye okumaya devam ettim ya da bıraktım kitabı. Çok sürükleyici bir kitaptı. Bugün ve dün arasında gidip gelmeler şahaneydi - ve ben bu gidip gelmeleri seviyorum-. Konu etkileyiciydi. Dayanma gücünüz varsa Max ve Nadia'nın hikayesinin anlatıldığı bölümde dayanın. Ama ben itiraf ediyorum, gözyaşlarımı tutamadım. Kitap çok samimi bir dille yazılmış. Öyle ki, kitabın sonuna doğru bu bir şekilde ifade ediliyor. Ama benim demek istediğim başka bir şey. İçinde çok samimi bir sevgi ve şefkat var. Bir kadının tek başına varoluşu da ve çoğu zaman çok takdir ettim o kadını. Ben yapamazdım bu kadarını dedim.
Hiç vakit kaybetmeden alıp okuyun. Son zamanlarda okuduğum en en en muhteşem kitaplardan biriydi. Bir solukta okuyacaksınız. Ve benden bir tavsiye bir gün sabah kalkın, bir pazar olabilir mesela, başlayın okumaya, okuma hızınıza göre akşam ya da gece kesin bitirirsiniz. 
Ben Zülfü Livaneli'nin kitaplarını severek okurum. Mutluluk hem kitabıyla hem de filmiyle favorimdi. Ama Serenad onu geçti sanırım. Zülfü Livaneli'ye çok teşekkürler, emeğine sağlık.
Kütüphanemde yerini aldı tabii ki.

26 Mart 2011
Birkaç Olay
Statik elektriklenme ve sonucunda birkaç aletin bana hizmet verememesi...
Ulaşılamamak ve korku...
Küçük bir ev kazası...
Ve son olarak bir trafik kazası...
Birilerinin otobüs, minibüs ve taksi şöförlerine insana hizmet verdiklerini hatırlatmaları gerekiyor. Yaşadığım ikinci kazaydı bu. İkidir sıyırıyorum, hayırlısı bakalım. Kaza anında önce çarpma sesi oluyormuş sonra da camlar patlıyormuş. Arka cam patladı ve saçıldı arka koltukta oturanların üstüne. Böylece otobüslerin arkasındaki beşli koltuğa oturma fobim başladı. Neyse ki, arka koltukta oturan bir kişinin girdiği şok dışında ciddi bir şey yok. Ama akşam boyunca sesin etkisinde kaldığımı söyleyebilirim.

27 Mart 2011
Fuarlarla Geçen Bir Pazar

Cam hayvanlarım
Bahar geldi, tabii bahçe uğraşları başladı. Gülleri budama zamanı geldi. Biz de dün budama operasyonuna başladık. Güller Cem tarafından budandı, çelik yapımı ise bende. Bakalım hangimiz daha başarılı olacağız. Belki ben biraz destek alabilirim ama olsun.
Aynı zamanda dün fuarları da gezdik. Atatürk Kültür Merkezi'ndeki El Sanatları ve Hediyelik Eşya Fuarı ve Kitap Fuarı'na gittik. İlk kez kitap fuarına gittim, çok heyecanlıydım. Tabii, benim gibi tüm kitapları görmeye çalışırsanız gözleriniz ve kafanız biraz yoruluyor. Güzeldi, hem de çoğu kitabı normalden daha uygun bir fiyata alabilirsiniz. El sanatları Fuarı'nda ise benim vazgeçilmezim cam ürünleri üzerinde yoğunlaştım.

Cam baykuşum
Cam horozum

Cam salyangozum
Cam tavşanım
Fularlı kolye
Cam üstüne ebru
20 Nisan 2011
Bahçe Güzelleştirme Çalışmaları


Çuhalarım
Bloglardan umudu kesince not almayı da bırakmışım. Zaman ne çabuk geçiyor, bir ay olmuş yazmayalı.
Bu zaman zarfında Ahmet Ümit'in İstanbul Hatırası'nı okudum. Çok sürükleyici bir polisiye romandı. İçinde tarih de var. İkisi birbirine iyi bağlanmış. Bir itiraf, sonu kötü bitiyor.
Bunun dışında bahçe güzelleştirme çalışmaları başlamıştı bildiğiniz gibi. Gülleri budayıp çelik yapmıştık. Eğer şanslıysak ve tabii yeteri kadar sevgimizi verdiysek ve de tabii havaların azizliğine uğramazsak çeliklerimiz tutacak. O zaman güzel güllerimizin yanında başka güzel güllerimiz de olacak. Ancak havalar ısınmaya başlasa iyi olacak. Yoksa üşüyecek onlar da. İlaç zamanları da geliyor, mayıs başı.


Çuha
Çuha
Buna ek olarak dış bahçe kapısının önündeki iki kübe bu sene çuha diktik. Çuha çiçeğini görüyordum daha önceleri ama hiç bu kadar yakından tanışmamıştım kendisiyle. Meşhur mart karından sonra çuhalar yerden tekrar o güzelliğiyle çıkınca ben de bu çiçekle yakından tanışmalıyım dedim. Tabii tüm bu keşiflerimi annemle beraber yaptık ve sonra da annemle devam ettik. Çuha gerçekten çok güzel bir çiçek. Az su seviyor. Artık pek bulunmuyor. Tamamen yeni keşfim olduğu için pek detay bilmiyorum. Ama aldığımız çiçekçi az su istediğini söledi. Bir de en alt yapraklarını ve kuru çiçeklerini topladığımız zaman daha çok çiçek
vereceğini söyledi. Bunlar şu an için duyum, ama paylaşımlarım devam edecek tabii.

23 Nisan 2011
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çoçuk Bayramı
Öncelikle herkesin Ulusal Egemenlik bayramı kutlu olsun. Sonra ise tüm çoçukların Çoçuk Bayramını kutlarım.