21 Ara 2011

Bazen Kabullenmek En İyisi...

İlk kez, uzunca bir zamandır, ilk kez kendimi o yere ait hissetmiştim.
Ama...
Bazen kabullenmek en iyisi...
Sınırları,
Hüsranları,
Tercihleri...
Ve her şey o kadar kolayken niye bu zora sokuşlar...
Yapılacak onca şey tepe halini bırakıp dağ formuna geçmişken zaman ellerimden kayıp gidiyor. Niye mi?
....
Yapılacak dağları olmasına rağmen sorumlulukları daha az olan ve sorumlulukları kendisi olan o insanlara gıptayla bakarken, sanırım yapılacak en iyi şey kabullenmek...

15 Ara 2011

Sevdalım Hayat, Onu Seçtim

Fotoğraf Google görsellerinden seçilmiştir.
Birkaç zamandır serviste sürdürdüğüm kitap okuma sürecimin sonunda epey zamandır elimde olan bir kitabı bitirdim. Listemde gördüğünüz iki kitap da okunabilir kitaplar. Özellikle de bugün bitirdiğim  Doğan Cüceloğlu'nun "Onlar Benim Kahramanım" kitabı. Zamansızlık, aslında o da değil sorun. İsteksizlik... Yapılacak şeyler yığıldıkça verimli olamama durumu. Ama büyük bir avantajımız var aslında, servis. Bunu kullandığımda bu  sorun halloluyor. Ve aslında daha iyi oluyor insan. En azından günün sonlarına kadar öyleydim (teknolojiden yararlanan / eğlenen öğrenci grubunu ve eve dönüş yolunda yaptığım kocaman hatayı saymazsak günüm fena sayılmazdı.). Bence okuyun bu kitabı. Yakındığımız şeyleri ne kadar kocaman yaptığımızı ve gözümüzde kocaman olan bu şeylerin hâttâ gerçekten kocaman şeylerin de nasıl çözülebileceğini görün.  Doğan Cüceloğlu'nun emeğine sağlık, teşekkürler. Tabii asıl teşekkür, kitaba konu olan Gültekin Yazgan ve değerli eşi Tülay Yazgan, hayata bu denli güçlü tutundukları ve bu süreci anlatarak bizimle paylaştıkları için.
Sırada okumam gereken daha doğrusu bitirmem gereken bir kitap olsa da ben epeydir büyük bir sabırsızlıkla beklediğim kitap listeme bir göz attım. Ve onların arasından yukarıda gördüğünüz kitabı seçtim. Başlamak için sabırsızlanıyorum.

Bir Ufak Mola Fena Olmaz

Güllerim
Dönem sonlarına yaklaştık. Durum böyle olunca hem yapılacak işler hem de yorgunluklar üstüste. Kendimi çok yorgun ve motivasyonsuz hissediyorum. Üstelik iki gündür süren migren ağrım (normaldekinden daha az şidetli) ve diş ağrım da cabası. Sanırım ufak bir molaya ihtiyacım var. Ve bazı günler altı saatten daha fazla uykuya...
Gidiyorum şimdi. Biraz kitap okuyup uyumayı istiyorum. Yarın ve hâttâ Cuma da benim için yoğun geçen günler. Dolayısıyla biraz deşarj olmaya ve dinlenmeye ihtiyacım var. 
İyi geceler...

11 Ara 2011

Suavi, Gül'le Diken Arasında

Fotoğraf, Google taraması sonucu çıkan görsellerden alınmıştır.
Epeydir hiç bıkmadan dinliyorum onu.
Müzik dolu dolu, sözler de...
Ses zaten muhteşem...
Bunaldığım zamanlarda sesini açıyorum, iyi geliyor bana.
İçindeki müzik dinlendiriyor, iyi geliyor bana.
Tabii ki favorilerim var, "Yıllar Sonra", "Uçurum Var Aramızda", "Unutamadığımsın". Diğerleri de bir o kadar güzel ama.
Eğer hâlâ alıp dinlemediyseniz mutlaka alıp dinleyin.
(Bazen sözler, bazen müzik, bazen de ikisi de. :)) ) Ve favorilerimin birinden bir alıntı:
"Bak yine uçurum var aramızda
Sence bu engeli geçecek miyiz?
Yılların yorgunu olduk ikimiz
Bu kez boşluklara düşecek miyiz?
Bak yine uçurum var aramızda
Sence bu engeli geçecek miyiz?
Yılların yorgunu olduk ikimiz
Bu kez boşluklara düşecek miyiz?
İlkbahar, yaz, kış, sonbahar
Hiç fark etmez demiştik
Baharda nasılsa yağmurlar yağar
Çiçeklenir yürekler, çiçeklenir yürekler
O yıllardan geri şimdi yalnızca
Hüzünlü yıpranmış bir yürek kaldı
Denizler okyanuslar göller geçtik
Avucumda masmavi bir hüzün kaldı"

6 Ara 2011

O ne mi?


Çocuklara yeni oyuncak alınır ya, ya da yeni bir ayakkabı, kıyafet ya da öyle bir şey.
Bu aralar ben de öyleyim.
Onunla mutluyum.
Sevgimi aldığı için mutluyum.
İzliyorum onu uzun uzun ve gülümsüyorum.
Bu arada ne zaman "gülümsüyorum" kelimesini duysam bu şiir aklıma gelir. İlk kez ortaokul yıllarında duymuştum bu şiiri. O zamandan beri de hep aklımda.
"Sokakta giderken,
kendi kendime gülümsediğimin farkına vardığım zaman
beni deli zannedeceklerini düşünüp
gülümsüyorum." (Orhan Veli)
Çok hoş değil mi?

3 Ara 2011

Benden

Borabay Gölü. Bir türlü fotoğrafları koyma fırsatı bulamadığım bayram turumuzdan bir kare.
Yeni başlangıçlar yaptığım o yerde yeni pozisyonumla iyi şeyler yapmak istiyorum. Niye?
Çünkü, o benim görevim.
Çünkü, ben de bir zamanlar orada ve o yerdeydim.
Çünkü, ben o yerdeyken iyilerim (örneklerim - idollerim -) ve de kötülerim vardı.
Çünkü, akademisyenliğin yayın çıkarmanın yanı sıra paylaşmak ve değiştirmek, değiştirebilmek olduğunu düşünüyorum.
Ve çünkü, "Yaşamdaki asıl başarının dünyanın bizim için yaptığından daha fazlasını dünya için yapabilmek" (Alıntıdır) olduğuna inananlardanım.
Bu amaçla, yapmak istediğim birçok şey var. Ve ben, şu an en boş halimle bile hiçbirine yetişemiyorum.
O yüzden daha fazla çaba...
O yüzden daha az ben, daha çok onlar...
Kırgınlıklarım, hüsranlarım zaman zaman önüme geçse de devam ediyorum, en azından şu an için.
Var olan inadıma güveniyorum.

Not: Dün Zehra Y. Dökmen tarafından yazılan Toplumsal Cinsiyet kitabını aldım. Okumak için sabırsızlanıyorum. Ve, servisteki okumalar, uykusuzluk problemi yüzünden müziğe döndü ama tekrar kitaba dönmesi için çabalayacağım.

22 Kas 2011

Yeşil Önlük Sendromu Depreşiyor

Ocak ayı gelirken ben depreşen duygularımla birlikteyim.
Bu kadar gerçek ve bu kadar yakın...
Merakla...
Korkuyla...
bekliyorum...

20 Kas 2011

"Bugün" den Sonra


Çevremdeki insanlara biraz daha temkinli ve epeyce bir meşgül yaşadım o günden sonra. Zaman zaman değer yargılarımla yapmam gereken şeyler birbiriyle çelişiyor. İnsanlar bazen kendisine saygı duyana değil de, ona dişini gösterene saygı duyuyor. İstemesem de zaman zaman yapabilirim. 
Daha huzurluyum. Hâttâ, bugünü saymazsak ilk kez eski günlerdeki huzuru yaşadım. 
Bir de çiçekçime küsüm :). 
Bu arada hazır annem İstanbul'dan gelmişken şu meşhur yayla çorbasını içmeli mi ne? Bir de başka bir mönü olarak, istavrit olsa fena olmaz :)). (Sanırım, buraya yazmadım, Feride ablamlar İstanbul'a yerleşti. Derya ablamı uzun bir süre göremeyebilirim :(( .)
Yoğun bir haftaya merhaba diyorum. Hayatımda ilk kez başka bir taraftayım. Zorluk-kolaylık, zaman, hatalı yazım, çıktı, fotokopi, bunlarla uğraşmaktayım bu haftasonu ve hâttâ tüm bunlar haftabaşı da devam edecek. İki hafta sonra bir seminer var ve sonra da bol huzursuz günler...
Güzel bir hafta dileğiyle,

16 Kas 2011

Bugün

Belki annemin yayla çorbası keyfimi yerine getirir, onun da sadece fotoğrafı var ama.
Bazen tüm aksilikler üst üste gelir. Bazen de kendinizi önemli görür ama bu görme işi sadece siz tarafından oluyordur. Bazen de yanlış davrandığınızı düşünürsünüz ve keşke dersiniz. En çok da veremediğiniz tepkiler canınızı sıkar. Ve bazı şeyleri yanlış anladığınızı düşünürsünüz ve üzülürsünüz. Böyle bir günün sonunda kendinizi şımartmak için çiçekçinizden bir çiçek almak istersiniz, bilirsiniz ki çiçekçiniz güzel bir buket yapacaktır ve bu da keyfinizi yerine getirecektir. Ama çiçekçiniz, çiçeği kendiniz için aldığınızı duyunca size buket yapmayacaktır. Ve siz sade karanfillerinizle huzursuz akşamınıza merhaba diyeceksinizdir, dışarıda lapa lapa olmasa bile kar yağıyorken bile.

13 Kas 2011

Halim Şefik'ten Otopsi, Orhan Veli'ye Ağıt

Fotoğraf http://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Veli_Kanık adresinden alınmıştır.
Birkaç saat önce Sunay Akın'ın Hayat Deyince programını izledim. Kaçta başladı bilmiyorum ama çok hoşuma gitti. Sunay Akın'ı zaten severim, bilirsiniz. Bir de üstüne Orhan Veli konuşuldu programda. Orhan Veli'nin Ankara'da bir çukura düşüp öldüğünü bilmeyenlerdenseniz (ben kısa bir süre önce öğrendim), öğreniniz. 10 Kasım günü bir çukura düşüyor. 14 Kasım'da ölüyor. Niye mi? Düşme sonrası geçirdiği beyin kanaması yüzünden. 36 yaşında ölen şairin ölüm sebebini anlamak için otopsi yapılıyor. Ve işte ona ilişkin yazılan bir şiir:

OTOPSİ

Morgda açılınca kafatası
Doktor beyler beyin gördüler
İndirince tenkafesine neşteri
Doktor beyler yürek gördüler
Yürekte ne gördüler dersiniz
Yürekte memleket gördüler
Dünya gördüler
Bir de dost gördüler
Ama bu işte doktor beyler
Doğrusu geç kaldılar
Çok geç kaldılar

Halim Şefik

Seyahat53, Kurban Bayramı Turu - Amasya-Borabay Gölü-Ballıca Mağarası-Tokat-Hattuşa Gezisi

Bayramda bir tura katılalım istedik. Bayramın başını ve sonunu bize bırakabilen ve içinde tarih, kültür olan bir tur olsun istedik. Bu kıstaslara uyan turu Seyahat53'te bulduk. Amasya, Tokat, Hattuşa, Alacahöyük'ü içine alan turu seçtik. 
Daha önce Seyahat53 ile hiç seyahat etmemiştik. Açıkçası, çok da fazla sorunla karşılaşacağımı düşünmedim. Ama beklentilerim yüksekti. Mesela, bu bir kültür turu olduğundan rehberimizin konuya çok hâkim olacağını, bizi bilgilendirebileceğini, kendimiz gitiğinde nasıl sadece geziyorsak, turla gitmişken gezmeyi, gezerken de dinlemeyi, öğrenmeyi düşündüm. Bunun yanı sıra, eğer turla gidiyorsak yemek molalarımızın ve onun dışında kalan tüm rotamızın iyi planlanmış olacağını da sandım.
Tabii, bunlar sadece hayal olarak kaldı.
En baştaki eksiklik, rehberimizin bilgisi gerçekten yeterli değildi. Bu beni en çok üzen, hüsrana uğratan konuydu. Böylece en büyük beklentim karşılanamadı. Diğeri, organizasyon eksikliğiydi. Tur pazartesini de içine alan bir tarihe rastladığı için müzelerin pazartesi kapalı olmasından dolayı pazartesi planlarının çoğu salıya sarktı. Dolayısıyla, biz kısmen boş bir pazartesi ve dolu dolu bir salı yaşadık. Tabii ki, salı günü gördüğümüz bir çok şeyi çok kısa zaman aralıklarında gezebildik. Birçok şeyin ne olduğunu hatırlamıyorum şu an. Ama belki bu tempoda çekmeye çalıştığımız fotoğraflar bize hatırlatır, bakalım ileriki kayıtlarda bunu beraber göreceğiz. Tarih içerisine pazartesinin denk gelmesi olası bir şey. Benim anlam veremediğim, bu tur organizasyonlarının önceden yapılarak tarihlere göre bir planlama yapılması ve bunun tur paketinin alımı sırasında müşteriye bilgilendirilmesi.
Öğle yemek tercihleri de eksikti. Son gün yediğimiz yemek kimseyi memnun etmedi. Öğle yemekleri ortaya gelecek şekilde (dört kişilik) yapıldı. Ortaya gelen ve servis yoluyla yenen yemek olabilir. Ama o zaman porsiyonun dört kişilik olması gerekir. İlk gün mönümüzdeki pilav 1,5 porsiyon, tavuk saç kavurma da taş çatlasın 2,5 porsiyon olabilir. Yemekler genel olarak güzel değildi.
İlk gün aksiliklerle başladı. Ama onlar, sorunların çıktığı açlık halinin bitmesinden ve giderilmesinden sonra daha anlaşılabilir geliyor. 
Ama tabii, şu da bir gerçek, ayarlanan araç uzun yol aracı için ufaktı. Mesela uzun boylular için uzun yol bu araçla epeyce sıkıntılı.
Beklentilerimi karşıladığını söyleyemem bu turun. Tabii, beklentiler rehberimizin bize gezimizin ta en başında dediği gibi bu geziden ne beklediğinize bağlı. Böyle bir yere eşimle beraber yalnız da gitsek bu şekilde gezerdik. Ama arada bir tur varsa ve hâttâ düzenlenen tur da bir kültür turu ise ona göre planlanıp, ona göre organize edilmesi gerekli bence. Ayrıca, bizim turdan kimse mutlu ayrılmadı. Gezi sonunda herkes bir an önce valizini alıp arabadan ayrılma yarışına girdi. Öyle ki, yaşı ve bilgisinden dolayı gezi boyu saygı gösterdiğimiz insanlar bizim sırada bekleyerek taksi beklediğimizi göre göre bir an önce oradan ayrılmak için bizim binmemiz gereken taksilere bizden önce işaret ederek kendileri bindiler.
Bir turda olabilecek tüm aksilikleri yaşadık. Bence, bu da tamamen eksik organizasyondan dolayıydı. 
Tabii, iyi yanlar da vardı. Şöförümüz Serkan Bey'e kibar davranışları ve bize sağladığı güvenli yolculuk için teşekkürler...

12 Kas 2011

Ne?

[Arka fonda Yaşar'dan "Alıştım"]
"Bütün bu olanlardan bütün yaşananlardan öğrendiğim bir şey varsa;
sabır"
Bazen çok çabaladığımız bir şeye hiçbir zaman kavuşamayız.
Bazen yakaladık sanırız ama nafile, yine kaçar elimizden.
Öyle hissediyorum şu an.
Ve karmakarışık bir şekilde bekliyorum...
"Niye" lerime cevap yok...
Aynı şekilde "ne" lerime de cevap yok...

30 Eki 2011

Herşeye Rağmen, Nev'den

"Kelimeler pes eder de isyanların yenilirse gerçeğe bir gün
Kendini yitik bir savaşçı gibi hisssedersen eğer
Kaç kez yıkılsak da kaç kez baştan başladık yolu yok
Dalıp dalıp da gitsen de kimbilir nerelere sessizce

Koca dağlar konuşmazsa ne farkeder
Durgun sular akmaz ama derindir bilirim
Sen kimbilir hangi kavşakta bir başına
Yüreğini al git kimseler olmazsa da yanında
"

Nev'in Herşeye Rağmen adlı şarkısının sözlerinin bir kısmı bunlar. Uzun zamandır çalışma masamda asılı.
Bence içinde farklı anlamları olan bir şarkı bu.
Sevdiğine yazılmış gibi bir taraftan baktığınızda, diğer taraftan hayata karşı yazılmış gibi.
Bu satırları okumak hoşuma gidiyor.

24 Eki 2011

Yaşıyorsunuz

Sonuna kadar inandığınız şeylere olan inancınızı yitirdiğinizde,
içinizde hep bir korku sizi titrettiğinde,
umutlarınız yavaş yavaş söndüğünde,
başarılarınızın yerine başarısızlıklarınız geldiğinde,
başarılı olmanız engellendiğinde,
sevginiz tükendiğinde,
kırıklarınız çoğaldığında,
huzuru aradığınızda ve bulamadığınızda,
ve yine de pişman olmamak için çabaladığınızda,
emin olun, yaşıyorsunuzdur (!).

Duyarsızlaşıyor muyuz?

Önce şehitlerimizle başladı. O haberi aldık. Üzüldük. Hem de çok üzüldük. Sonra bir baktık. Reyting rekorları kıran dizi yayında.
Ve bugün. Şiddetli bir doğal afet ve sonucunda yüzlerce insanımızı kaybettiğimiz dünün üstünden yaklaşık 36 saat geçti geçmedi. Açın televizyonu. Kahkaha atan insanlar...
Bu kahkahalara katlanabilenleri tebrik ediyorum, her durumda gülmeyi becerebildikleri için.
Ama ben böyle günlerde tepkiyi yaşamayı istiyorum.
Niye mi?
Çünkü Türkiye'de yaşıyoruz.

22 Eki 2011

Başsağlığı


Haberi öğrendiğim günden bu yana bir şeyler yazmak istedim ama içimden gelmedi. Üzgünüm... Ve kızgınım da... Herkes gibi ben de soruyorum, "Ne zaman bitecek bu".
Gencecik insanlar...
Onların yolunu bekleyen bir sürü insan...
Eş, çocuk, anne, baba, kardeş, sevgili ....
Bir kötülük...
Ve sadece anılarıyla kalan, yol gözleyen insanlar...
Ve tabii ki onlarla aynı acıyı paylaşan koca bir Tükiye...
Kaybettiğimiz tüm şehitlere Allah'tan rahmet, ailelerine ve tüm Türkiye'ye başsağlığı diliyorum.
Saygıyla...

17 Eki 2011

Deniyorum


Yıllar sonra pişman olmamak için,
keşke dememek için,
hayata tutunmak için,
kendi kalıplarımda varolabilmek için,
yorulduğum için,
ve belki biraz da usandığım için,
her şeye ve herkese rağmen 
deniyorum.

16 Eki 2011

Bir Günlük Bir Ara

Uzun zamandır kendi koşturmacamda yaşayan ben dün bir bütün günü aileme ayırdım. İlk kez hep bereberdik. Aslında yine bir fire vardı ama o fire sayılmaz, ne de olsa artık hepimiz Türkiye'deyiz. Yakında yine fireli toplantılar yapacağız ama olsun. Yine hepimiz Türkiye'de olacağız.
Dün aynı zamanda Hayriye ablamın (geçmiş) doğumgününü de kutladık. Giderken onun için bir çiçek almak istedim. Çiçekçimiz yine müthiş bir buket yarattı. İşte:


Bir buket de annemler için karanfil aldım. O da işte bu:


Bu hoş buketlerle güzel bir gün geçirdim dün.
Bugünse, yine masa başında yapacaklarımla beraberim. Dolayısıyla başlamalı bir an önce.
İyi haftasonları...

11 Eki 2011

Erol Evgin Dinliyorum

Bu koşturmaca arasında vazgeçemeden dinlediğim, dinleyerek dinlendiğim, rahatladığım birkaç Erol Evgin şarkısı:
İbadetim
Kabasını Attık Hayatın
Yanımda Sen Olmalıydın
Aldım Başımı Gidiyorum

10 Eki 2011

Güç Her Yerde, Ama En Çok da Merkezde


Güç...
Bana hayat veren, ayakta tutan, dirilten, nefes aldıran her şey...
Eğer güç varsa, hata da olur.
Ötesi yok bende...
Varsın öte taraf yanlış olsun...

9 Eki 2011

Sonsuza Kadar

Fotoğraf http://www.hurriyet.com.tr/kultur-sanat/kitap-cd/18441562.asp sayfasından alıntıdır.
Susanna Tamaro benim için özel bir yazardır. Çoğu kitabını severek okumuşumdur. Ve kitabı çıktığında hiç incelemeden aldığım ve asla pişman olmayacağım bir yazar. Bu kitap da öyle aslında. Sadece bu kitap böyle yoğun bir döneme denk geldiği için uzun süre elimde kaldı. Ama bir solukta okunacak etkileyici bir kitap.
Bana kalan notlardan biri:
"Karşılaşmalarda böyle olur; hayatın bir noktasında iki insan birbirini görür, birbirine yakınlık duyar, birbiri için yaratıldığını hisseder ve bu duygu nedeniyle de ilişki kurar. Başlangıçta bu birliktelikte beton sağlamlığı var, diye düşünülür ama zamanla, bizi birleştirenin bir lastik esnekliğinde olduğu anlaşılır. Benden önce bir "sen" vardı ve senden önce bir "ben" vardı ve bu "sen" ile bu "ben" farklı yollardan yürümüşlerdi ve bir noktada, yürünmüş olan bu yollar dayanılmaz özlemlerini hissettirmeye başlarlardı. Gündelik hayatımızın her gününde görebildiğin olağanüstülük karşısında ben sana göre kör sayılırdım. Eğleniyordum, oyalanıyordum, bana yansıttığın ışığı kullanıyordum ama asla, tek bir an için adımlarımı bir şekilde seninkilere uydurmam gerektiğini düşünmedim. Farklıydık ve bu farklılığı korumamızın önemli olduğunu düşünüyordum. Benim kendi bireyselliğim vardı, senin de kendi bireyselliğin ve bunları karşılıklı yok etmememiz bir olgunluk işareti gibi geliyordu bana. Ancak zamanla, yalnız başıma kaldığımda kendini "hiç" kılmanın ya da yan yana yürüyebilmenin kesinlikle iki ayrı gerçeklik olduğunu idrak edebildim." (s. 100-101)

7 Eki 2011

Doğru mu Yanlış mı? Kime ve Neye Göre Doğru ve/veya Yanlış?

Lilyumum hâlâ :)
İnsanların diğerlerinden herhangi bir beklentileri olduğu zaman onlarla iyi ilişkiler kurmaları artık kabul edilmesi zorunlu bir şey oldu. Ama bu, ilişkilerin her türlüsünde yaşanınca ağır geliyor insana. Bu kabullenilmesi zorunlu şey, ne kadar yanlışsa başka bir şey de o kadar yanlış. Ama, o başka bir şey içinde belki doğrular da vardır:
İlgi...
Başarı...
Kırılganlık...
Güç...
Saygı...
İlgi...
Değişiklik...
Tüm bunlar bir doğru eder mi? Bundan ben de tam emin değilim. Emin olduğum tek şey iyi güçtür, güç de saygıdır. Ve en doğru olmayan şeyler, ama yanlış demiyorum onlara, bir limana ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıkar. Yani aramakta çıkar ya da bazen aramadığınız bir zaman gelir sizi bulur.
Bir süredir yazdığım şeylere kimse, bu gruba en yakınlarım da dahil, bir anlam veremiyordur. Beni tanıyanlar yaşadığım yoğunluğa bağlıyorlardır bunu büyük ihtimal. Tanımayanlar da kendince farklı yorumlarda bulunabilirler. Her şey olası... 
Ama yine de yazdıklarımı okuyan, anlamaya çalışan, bununla da yetinmeyip üzerinde kafa patlatan herkese teşekkürler...

6 Eki 2011

Aramak

Lilyumum
Yanlış olmak...
Anlaşılamamak...
Suçlu olmak...
Aramak...
Ve bazen neyi olduğunu bilememek...
Ama aramak...
Yanlış da olsa aramak...
Ve belki de yanlışlar arasında doğruyu bulmak, bulabilmek...
Arıyorum...

5 Eki 2011

Kabulleniş

Kaybettiğimi anladığım bir kabulleniş sonrasına dair;
Sözler...
Değerler...
Farkındalıklar...
Görülenler...
Göremeyenler...
Ben merkezliler...
Haklılar...
Hep yanlış olanlar...
Statüler...
Ve görülemeyenler...
Keşke görülsey(di)ler...
Bir sapakta olanlar...
Ve bu sapaktan dönmeyi becerenler...
Ve dönecekler...

Ben kendi payıma dün verdiğim sözü tuttum ve sabah-akşam serviste kitabımı elime aldım. Ve işte sizin için bu da:
"Bir keresinde 'Beni gerçekten sevdiğin zaman,' demiştin şakayla, 'bunları sadece yemeyi değil, pişirmeyi de öğreneceksin.
İşte sonunda, bir kasım öğleden sonrasında, dışarıda hava karanlık ve yağmurluyken hayatımın ilk -ve son- kekini pişirdim: Senin en sevdiğin cennet kekini yaptım. Beceriksiz bir edepsizlikle senin hareketlerini yineledim -ne yumurtanın akının sarısından ayrılması gerektiğini ne de una nişasta karıştırmak gerektiğini biliyordum- ve ancak epey uğraşma sonucunda hamuru yoğurabildim ve sonra kek fırında kabarır, altın rengi alırken orada oturdum ve birbiri ardına sigara tüttürerek pişmesini seyrettim.'" (Susanna Tamaro, Sonsuza Kadar, s.84.)

4 Eki 2011

Niye?


Yoğun günler geçiriyorum.
Yetişemediklerim arkamda bir tepe oluşturmaya başladı.
Yetiştirebildiklerim ise beni tatmin etmiyor.
Bu zamansızlık arasında çok özlediğim halde göremediğim bıcırımın patiklerini buldum fotoğraflar arasında, yukarıda gördüğünüz gibi. Kendileri taa Avustralya'ya gitmiştir, hummalı bir çalışma sonunda.
Yorgunluk, sıkıntı, uykusuzluk, hastalık belirtileri arasında verdiğim bir karar değil bu. Sadece cesaret gelmiştir şu sıra olsa olsa. Ya da 'yeter' demek belki de. Sözün kısası, uzun zamandır istediğim değil ama yapmayı düşündüğüm, ve hâttâ yapmamın gerekli olduğu, yıllardır ötelediğim, çünkü bir şekilde baş edebildiğim sorunumla yüzleşip bir sonuç almam gerektiği kararına vardım. Tabii, karar sadece bir başlangıç. Onun için de yapılması gerekenler var. Dolayısıyla tepem yakındır ki koca bir dağ olacak. Ama biliyorum ki, en azından umut ediyorum ki, bu karar benim tepemi ufaltacak ve dilerim ki ufaltsın.
Not1: Başlık ne alaka derseniz, o da bende kalsın...
Not2: "Bu Aralar Ben" aynı, farkındayım. O yüzdendir ki sabahları serviste kitap işine yeniden başlıyorum. Bundan sonra değişir artık :)).

3 Eki 2011

"Kul Kurar Kader Gülermiş"

"Kul kurar kader gülermiş".
Tam da buna benzer şeyler yazacaktım buraya.
Sonra, arka fondaki şarkı, Kader- Candan Erçetin, kulağıma çalınmaya başladı.
İşte Kader'in sözleri (Candan Erçetin Resmi Web Sitesinden alıntıdır.):
"Kul kurar kader gülermiş
 Bazı hikayelerin sonu mutsuz bitermiş
 Ama kadere inat insanoğlu hayal kurmaya
 Yazgım değişir diye inanmaya devam edermiş

 İnsanız bir anlam ararız yaşamak için
 Ait oluruz sahip oluruz ya da olamayız

 Hesaplar yaparız sonumuzu bilemeden
 Dünyalar kurarız dengimizi bulamadan
 Acılar çekeriz hesabını soramadan
 Yeminler ederiz tutamadan
 Çeker gideriz"

Ne güzel yazmış ve de söylemiş.
Bunun üzerine söylenecek söz yok.
Sesine ve emeğine sağlık...

1 Eki 2011

Kadın Gözüyle Hayattan Kareler - 2011

Cepa'da Anadolu Hayat Emeklilik tarafından düzenlenen Kadın Gözüyle Hayattan Kareler fotoğraf sergisi var. Biz bugün gezdik. Güzel kareler vardı. Yanız bazılarının fotoğraf mı resim mi olduğunu anlayamadık. Mutlaka Cepa'ya gidiyorsunuzdur, bir uğramanızı tavsiye ederim ben.
Benim favorilerim:
(birincim) "Geçmişe Açılan Kapaklar", Şerife Yavuz.
(diğerleri) "Hayat", Nilufer Sakıncı, "Güne Karla Uyandılar", Fatma Gökmen.

Dikmen Vadisi Sezonu Açıldı Bizde :)

Sonbahar geldi ve biz Dikmen Vadisi sezonunu açtık. 
Kuzenler geldi bugün Eskişehir'den. Onlarla beraber gittik bu sefer. Yine güneşli ve güzel bir gündü. Demin Cem'le fotoğraflara bakarken ona da dedim de, ben oraya gidip hiç bıkmadan tüm ağaçları tek tek fotoğraflayabilirim. Çok muhteşem ağaçlar var, hele ki sonbahar ayrı bir güzel Dikmen Vadisi. 
Yine söyleyeceğim, kesinlikle gidin oraya bir sonbahar günü. 
İşte bugünden kareler:






29 Eyl 2011

Ve bazen ...

Küstüm çiçeği
Bazı şeyler temelden sorundur hayatınızda.
Ve hayatta en büyük hayal kırıklığını kendisine değer verdiklerinizden görürsünüz.
Ve değer vermediğiniz kişiler bir anda size saygı gösterir.
Ve bazen tecrübeler önemlidir.
Ve yine bazen paylaşabilmek daha da önemlidir.
Bir şey söyleyeceğim, ama daha erken sanırım...
Belki de geçtir...
Bunu kestiremiyorum henüz...

21 Eyl 2011

Beni Sevmediğin Zamanlarda Alıştım Susmaya, Emre Aydın'dan

Emre Aydın'ı çok beğenirim. Hep dinlerim. Bu şarkıyı da defalarca dinledim daha önce. Hep beni çekmişliği vardır ama ilk kez bu kadar ilgimi çekti.
Diyor ki, "Beni sevmediğin zamanlarda alıştım susmaya".
Diyor ki, "Saklanmak kendine kendinden vazgeçmişken".
Diyor ki, "Ve sana tutunmak hem de sana rağmen".
Diyor ki, "Sen bana senden kalan en sevdiğim."
Ve de diyor ki, "Ve sevdiğim yalan".

Başarıyı sizce de hak etmiyor mu?
Bence fazlasıyla hak ediyor, emeğine sağlık.

17 Eyl 2011

İlk Gün

Ah ah, nerede o eski aranjmanlar...
Karşılaşmalar, yerleşmeler, kayboluşlar, labirentler, terslikler, sorunlar, koşturmacalarla geçen bir gün sonrası hoşgeldim ben. Çünkü bugün benim ilk günüm(müş).

14 Eyl 2011

Göz Muayenesi

Dünden beri sağ gözümde hissettiğim ağrının da etkisiyle önceleri ışık alerjisi teşhisi konmuş gözlerimi kontrol için hastanenin yolunu tuttum bugün. Veee, bugün itibarıyla bilgisayarcıların olmazsa olmazı göz kuruluğu teşhisi hayatıma girmiş bulunmakta. Doktordan öğrendiklerim;
Eğer bilgisayar başında çok vakit geçiriyorsanız, zaman zaman gözlerinizi kırpmayı unutabiliyorsunuz. Normalde gözyaşından beslenen göz, bu kırpmamanın etkisiyle gözyaşı üretemez oluyor ve damarlardan beslenmeye başlıyor. Ben misali. O yüzden benden size bir tavsiye, bilgisayar başındayken gözlerinizi kırpmayı unutmayın.
Göz ağrıma bir sebep bulamadık. Ve ben gözüme damlatılarak gözbebeğimin büyümesini sağlayan damla sonrası çok zor bir gün geçirdim. Güneş ışığı ve güneş gözlüksüz olmam baş ağrısıyla birleşince epey zor bir öğledensonra geçirmeme sebep oldu. Şimdi de azalarak aynı süreci yaşamaya devam ediyorum.  Bu yüzden bu kadar, herkese ağrısız bir akşam dilerim :).

11 Eyl 2011

Düğünlerden Kitaplara

Aldığım kitaplar
"Aşk, bize güç veren tek özgürlük yitimidir." (Aragon)
Yıllar önce bu sözle ilk karşılaşmamda (okuduğum kitapların birinde, ama hangisi şimdi hatırlayamıyorum) çok etkilenmiştim. Etkileyici ve de gerçek, ama ...
Evlilik merasimi seçimimizi sade bir nikahtan yana kullanan biz, üç yıl boyunca katıldığımız düğün sayısı itibarıyla hayatımızdaki tarihi bir skora imza atmış bulunuyoruz. Bunlardan birini de dün akşam üzeri tamamlamış olmamızdan mıdır, Aragon'un sözünü hatırlamamdan mıdır bilmiyorum ama  içimde aşk, birliktelik, evlilik üzerine kurduğum onlarca cümle varken sanırım henüz paylaşma zamanı gelmediğinden ben yukarıdaki fotoğrafı koyarak size aldığım kitaplardan bahsetmeyi tercih ediyorum :).
Cuma akşamı kitap alışverişindeydik. Ben kendim için yukarıdaki fotoğrafta gördüklerinizi seçtim. Demin biraz karıştırdım bunları. (Ben kitapları kitapçıda inceledikten sonra evde de bir süre incelerim. Sanırım bu, benim onları okuma sırasına koymamı sağlıyor.) Bu sefer inceleme dışında notları almaya da erken başladım. Kendi Kutup Yıldızını Bul yazar Nüvide Gültunca Tulgar'ın tabiriyle Yaşama Sevincinizi Artıran Öyküler. O yüzden de bence bu  kitap kitaplığın yanı sıra orada, şurada, burada da  olması gereken bir kitap. Ne zaman bir can sıkıntısı, yorgunluk, sıkılganlık, bıkkınlık yaşayacağımız bilinmez ne de olsa. Ben ilk bakış sonrası şunları buldum kitaptan:
  • "Bildiğini bilenin arkasından gidiniz. Bildiğini bilmeyeni uyarınız. Bilmediğini bilene öğretiniz. Bilmediğini bilmeyenden kaçınınız." (Konfüçyus, s. 35)
  • "Kalp denize benzer. Fırtınaları, sakin zamanları ve taşkınları vardır. Bazen de derinliklerinde inciler gizlidir." (Heine, s.99)
  • "Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır." (Konfüçyus, s.245)
  • "Bir yerde, küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orada güneş batıyor demektir..." (Çin Atasözü, s. 274)
  • "Patikanın sizi götürdüğü yere gitmeyin. Bir patika olmayan yerde yürüyün ve iz bırakın." (Muriel Strode, s. 280)
  • "Yaşam geriye bakarak anlaşılır, ileriye bakarak yaşanır." (J. Keith Moorhead, s. 340)

8 Eyl 2011

Kızılcabölük

Kuşbakışı Kızılcabölük
Kızılcabölük Belediyesi'nin web adresi
Denizli'deki ikinci günümüz Kızılcabölük'le başlıyor. Kasabanın girişinde "Dokumanın Merkezi Kızılcabölük'e Hoşgeldiniz" yazıyor. Bu yazı eşliğinde giriş yapıyorsunuz kasabaya. Yine bir dipnot düşelim. Denizli beklediğimden daha sıcak bir şehir çıktı. Ama buraya geldiğinizde hava biraz değişiyor, rüzgar biraz serinlik veriyor. 
İlk bakışta evlerin önüne dikili zeytin ağaçları göze çarpıyor, zeytin ağacının ne kadar büyüdüğünü düşünürsek bunlar epey genç. Aslında, şunu da düşünmeden edemedim. Bu zeytin ağaçlarının kökü evlere zarar vermez mi ki, çünkü evlere çok yakın dikilmişler. Neyse, Ege insanı bunu daha iyi bilir diyerek devam ediyorum. 

Evlerdeki üzümlerden.
Burada bayram beş gün sürüyormuş. Biz dördüncü gün gittik, hâlâ bayramdı, ertesi güne de vakıf bayramı diyorlarmış ve yine bayrammış.
Kızılcabölük'ten birkaç fotoğraf:

Bol miktardaki çeşmelerden biri. Hepsi de bu şekilde tasarlanmış, pamuk yıkama işleminde kullanıldıkları için.

Ben genel olarak çeyiz (hele ki dantel), örtü, kumaş vs. şeylere ilgisi olan bir insan değilim. Ama son yıllarda Datça'dan epeyce bir dokuma edindim. Bunun sebebi, örtülerin eve kattığı hava dışında bir işlevsellik taşıdığını yaşayıp görerek öğrenmem oldu. Onun dışında dokumalarda kullanılan renkler ve motifler hoşuma gidiyor. Kendime özgü bir gelenekselliğim var benim de yani.  
Buraya gelmeden önce dokumalarıyla tanıdığım yer Buldan'dı. Açıkcası Kızılcabölük'ü duymamıştım. Fevzi buradan bu şekilde bahsedince, ben büyük bir sabırsızlıkla burayı görmeyi bekledim. Burada ufak ufak dükkânlar var, dokuma işleri satan. İçlerinde çok çeşitli ürünler var. Örtüler, bornozlar, havlular, bluzlar, çantalar, şallar vs. Fiyatlar mâkul. Her yerde turiste karşı geçerli olan bakış açısı burada yok sanki. O yüzden insan daha rahat alışveriş yapabiliyor. Esnaf, bu zenginliğin arasında kaybolarak seçim yapamayan kararsız müşterilere karşı sabırlı. Buradaki alışveriş ilk elden oluyor. Dolayısıyla, benim gibi aldığım ürünleri ilk elden almayı seven insanlar burada mutlu olurlar. Ben  aşağıdaki iki dükkanı gezebildim.



Mudo Tekstil'in içinden bir ayrıntı
İkisinde de gayet güzel ürünler vardı. Hepsinde bir emek var. Bence herkesin evinde bu dokumalardan olmalı. Ben kendime güzel şeyler aldım. Ama en ilginci ve en çok sevdiğim çay ve ceviz karışımından elde edilen bir kök boyayla renklendirilen bluzumdu. Giymek için sabırsızlanıyorum. Sabırsızlık haftasonu sonlanacak :). Ürünlere dalan ben, fotoğraflamayı unutmuşum ne yazık ki :)). Evde de fotoğraflamak biraz zor ama mesela aldığım bluz şöyle bir şey: 


Kızılcabölük içerisinde bir dokuma müzesi var. 

Dokuma müzesi - önden görünüm


Eskiden ilkokulmuş, hâttâ birçok Kızılcabölüklü'nün de okuduğu okul sanırım. Şimdi müze olarak kullanılıyor. Müzeyi bir grup Kızılcabölüklü'yle beraber gezdik biz. Bizim için bir sürü rehber eşliğinde gerçekleşen bir tur gibiydi. Tabii, siz bizim kadar şanslı olmayabilirsiniz :)).  (Şaka bir yana, ben Kızılcabölüklü'lerin gelen herkese karşı aynı samimiyeti göstereceğinden eminim.) Bu arada yeri gelmişken o gün bize eşlik ederek bildiklerini aktaran İsmail Bey'e, Muammer Bey'e ve diğer Kızılcabölüklü'lere teşekkürler, ve tabii ki Fevzi'ye.

İsmail Bey evindeki tezgahının başında
Müzede hem eski mutfak ve ev eşyalarını hem de dokuma tezgahlarını görebilirsiniz. İşte müzeden kareler:









Çamurdan yapılmış Türkiye haritası





İlkokulun tavanı o zamanlardan kalmış yapısıyla.




Denizli birçok tatil yöresine gidiş güzergâhı üstünde. Kendi arabanızla seyahat ediyorsanız bence Denizli'ye ve Kızılcabölük'e uğrayıp hem müzeyi gezip hem de bu güzelim dokumalardan kendiniz ve sevdikleriniz için alabilirsiniz. Ama bir dipnot düşelim: Kızılcabölük'le seneye tatilden önce tanışmak isterseniz 20 Ekim'de(20.10.2011) Kızılcabölük'lüler Ankara Zafer Çarşısı'na gelecek. Tabii ki dokumalarıyla beraber. O zamanlarda bir fırsat yakalayıp bu ürünleri bir görün derim ben.
Kızılcabölük'le ilgili söylenecek birkaç şey daha var:


(Bilmeyenler için) Troya filminin kostümleri için Kızılcabölük seçilmiş ve kostümler burada hazırlanmış. İşte onlardan biri:


Özay Gönlüm'ün de ailesi Kızılcabölük'lüymüş. Nette gezinirken güzel bir video buldum, Özay Gönlüm ve Kızılcabölük'le ilgili. Buradan izleyebilirsiniz.


Tattığım yeni lezzetlerden biri yukarıdaki fotoğrafta. Ballı, tahinli, cevizli pide. Tadı güzel ama biraz fazla tatlıydı. Kalabalık bir grupla tamamı yenebilir ama üç kişiyle bunu bitirmek biraz zor. Bu tat farklı alternatiflerle nasıl olurdu acaba? Mesela bunda bal yerine pekmez kullanılsa ve bir de haşhaş konsa ne lezzetli bir şey olur. Sanki benim favorim olur gibi.  Umarım birilerine ilham veririm :)). Ya da böyle bir şey evde denenir mi ki? Neyse, mekânımız da burası:

Görüldüğü üzere ıslak mendilleri amacına uygun kullanıyorum.
Kızılcabölük'ten sonra Aphrodisias'ı gezdik. Burası, yine ilk kez gördüğümdeki gibi etkiledi beni. Önceden, farklı olarak, müzenin girişine kadar arabayla gidebiliyorduk. Ama artık arabaları (Kızılcabölük tarafından gelirken) sağ taraftaki otoparka bırakıp, oradan (modern) traktörlere binerek müze girişine geliyorsunuz. Mesafe çok kısa, traktör yolculuğu da biraz sallantılı :)).
Aphrodisias'tan şarjımın izin verdiği ölçüde fotoğraflayabildiklerim:








Kapatmadan önce; Denizli çok kısa bir süre içerisinde büyükşehir olacakmış. Güzel olur ama bozulmaz inşallah. Şimdiden hayırlı olsun. 

Not: Hem yıllık tatil hem de bayram tatili süresince bir kez daha anladım ki, ben yanlış yerde doğmuş, büyümüş ve yaşamışım. Ben Ege'li olmalıymışım. Ama ileride bir gün kesinlikle o topraklarda yaşayacağım, ya büyük şehirlerinden birinde ya da bir köyünde hayalimdeki o şirin restoranı (ya da çay bahçesini) açmış ve işletirken. Ege'liler çok şanslı, imrenerek ve hâttâ ufaktan kıskanarak gezi kayıtlarımı sonlandırdığımı belirtmek isterim. Kendi dünyama dönersem, Anadolu'nun göbeğinde, kendisine verilmek istenen değerin giderek kaybolduğunu düşündüğüm şehrimde, yeni bir ortamda yeni hayatıma başlamaya hazırım artık. İyi başlangıçlar olması dileğiyle...