30 Kas 2010

Kolye Tasarlama Aracı

Kolye Tasarlama Aracı
Takı yaparken kullanılabilecek güzel bir araç.

Boncuk Kutusu Tadında
Aslında daha çok kolye tasarımı için oluşturulmuş, ama genel olarak takı yaparken de yardımcı olabilir. Kullanımı da gayet basit, nasıl mı? :)

Tasarım Aşaması
Türkiye'de daha çok İstanbul'da var böyle şeyler. Ankara'da da bulunabilir mi bilemiyorum doğrusu. Ben bunu Houghton'daki Walmart'tan almıştım. Oradaki Walmart kocamandı. Hem normal market hem de bizdeki Praktiker, Bauhous görevini üstlenmiş. Bir de orada kışlar uzun, karlı ve soğuk geçince insanlar  için epey hobi malzemesi vardı. Gitmişken  hobi reyonuna bakmamak olmazdı. Nitekim baktık ve bulduk :)) .

27 Kas 2010

Uzun Zaman Oldu, Ama Değdiğine Eminim

Google'da yapılan arama sonuçlarının görseli kullanılmıştır.
Gerçekten uzun zaman olmuştu Nasuh Mahruki'nin kitaplarını okumayalı. Özlemiştim hem de epeyce. Kaleminin de fiziksel kapasitesi kadar güçlü olduğunu düşünüyorum, tabii bu benim naçizane fikrim. Bir ay gecikmeyle de olsa kitabı aldım. Heyecanlıyım...

Google'da yapılan arama sonuçlarının görseli kullanılmıştır.
Bir diğer heyecan da Üstün Hoca'nın kitabı için. Ama onunkini vakitlice edindim :). 

İkisini de okumak için sabırsızlanıyorum. Her ikisinin de emeğine sağlık. Sanırım kısa bir süre sonra epey bir notla geri döneceğim. Ama şimdilik şöyle bir başlangıç yeter bence:

"Duydum Unuttum,
 Gördüm Hatırladım,
 Yaptım Öğrendim." (Konfüçyüs)

25 Kas 2010

Evim Karanfil Kokuyor


Bugünün güzeli...
Evim buram buram karanfil kokuyor. Karanfillerin bordo renklisi çok güzel kokar, aklınızda olsun.


Bu arada bordo ve yeşilin uyumuna dikkat...
Sizce de harika değil mi?

21 Kas 2010

Keşke...


İnsanlar düşünür, keşke hep iyi şeyler düşünseler...
Düşünmekle yetinmezler, dillenirler, keşke hep iyi şeyleri dillendirseler...
İnsanlar güler, gülmek her ne kadar pozitif bir eylem gibi görünse de eğer bir gülüş, gülen kişinin karşısındaki kişiyi üzüyorsa bu pozitif bir eylem değil negatif bir eylemdir, keşke gülüşler hep pozitif bir eylem olabilse...
Biliyorum bazı insanları değiştiremem ama değişmelerini isteyebilirim. Çünkü hayatlarını başkalarının mutsuzlukları üzerine kuran insanların mutlu olamayacağını biliyorum. Ve, hayatlarını başkalarının mutlulukları üzerine kuran insanların ölene kadar değil, sonsuza dek mutlu kalacağını da biliyorum. Seçim insanın kendisine kalmış...

Bayram Ziyaretleri

Bayram sonuna doğru Merzifon'a gittik. Merzifon sokakları ve kömür kokan havasıyla bana Sivrihisar'ı anımsattı. Kısa dolayısıyla yorucuydu. Ancak bir o kadar da keyifli ve huzurluydu. Bolca bayram ziyaretinde bulunduk. Daha önceden tanımadığım, tanısam bile konuşma fırsatı bulamadığım insanlarla görüştüm. Hepsi iyi niyetli ve misafirperverdiler.Gecikmiş bir taziyede de bulunduk. Nihat Dayı'yı da ziyaret ettik, Sedat Baba'yı da... Manevi bir huzurla evimize döndük.

16 Kas 2010

İyi Bayramlar

"Bugün bayram erken kalkın çocuklar
Giyelim en güzel giysileri
Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün annemizi "

(Barış Manço'ya saygıyla...)

Herkese iyi bayramlar...

15 Kas 2010

Turkuazoo

Akvaryumlardan bahsetmişken Turkuazoo'dan da bahsetmek istedim. Hem belki İstanbul'da yaşayan ya da bayram tatilinde İstanbul'da olacak su tutkunları ya da çocuklu ailelere bir alternatifi hatırlatmış olurum. Turkuazoo ile ilgili her şey detaylı bir şekilde web sayfasında mevcut: Turkuazoo Web Sayfası
Giderken fotoğraf makinenizi sakın unutmayın, tabii bir de gitmeden şarj yapsanız iyi olur. Girişte, sizin boş bir  perdedeki köşedeki bir noktaya bakmanız istenerek bir fotoğrafınız çekiliyor. O noktada bir köpekbalığıyla karşı karşıya olduğunuzu düşünüp yüzünüze korku mimiği verirseniz size güzel bir anı kalır, benden söylemesi. Onun dışında akvaryumu gezdikten sonra, hatıralık bir şeyler almak isterseniz kendi mağazasına uğrayabilirsiniz. 
Çok çeşitli balıklar vardı. Çok güzeldi. Mutlaka görün ama mutlaka... 
Başlangıcı bu şirin(!) balıkla yapalım. 
Köpekbalığı
Bir sürü vatoz gördük. Zaman zaman bunların beslenme zamanıydı ve bu zamanlarda daha iyi çekim yapılabiliyor. Sanırım 15 dak. arayla oluyordu, ama yine de kesin zamanlar için web sitesini incelemek de fayda var.
Vatozlar beslenirken



Vatoz
Şirinimsi
Dinlenen mürenler
Çok güzeller...
Bunlar da öyle
Rengârenk...
İnsan dalmalı, bu güzelliklerle yanyana olmak muhteşem bir duygu olsa gerek.
Puantiyeli sanki :))
Böyle bir sarı var mıdır ya?
İtiraf ediyorum bunlardan çok haz etmedim.
Kalkanlar, göremediyseniz aşağıdakine de bir bakın.
İşte buradalar :))

Deniz Dünyası

Deniz Dünyası
Dün, kısa bir süre önce Keçiören'de açılan akvaryuma gittik (Gidiş epey maceralıydı, ama orasını geçiyorum :)) . ). Adı Deniz Dünyası. Turkuazoo'u gördükten sonra bunun ona kıyasla epey küçük olduğunu söylemeliyim. Buna eklenmesi gereken birkaç nokta daha var. İçinde flaşla fotoğraf çekmek yasak, ama zaten flaşsız da çekilemiyor. Bunun iki sebebi olduğunu tahmin ediyorum. Birincisi içinde yeterli ışık olmaması, ikincisi de camların yeterli kalitede olmaması. Bu nedenle çok fazla fotoğraf çekemedik. Çekebildiklerimden birkaçı:



Çeşitlerin çok fazla olduğunu söyleyemeyeceğim. Ama pirana koleksiyonu ilginçti. Hiç o kadar büyük pirana görmediğimize kanaat getirdik, giden kafile olarak. 

Pirana
Deniz kabukları da güzeldi. Epey ilginç kabuklar vardı, ben severim deniz kabuklarını. 





Bunlara ek olarak, bir akvaryumun içi delik olarak tasarlanmış. Bunun içine girip balıkların içinde fotoğraf çektirebiliyorsunuz, çok ilginç kareler ortaya çıkıyor, tabii balıklar sizi severse. Aslında ben balıkların beni sevmesini beklerken, balıklar Derya ablamı sevdi, biraz kıskandım ama belki birkaç oynamayla onun yerine geçebilirim, hihi :) .

13 Kas 2010

Kitaplar

Dün bayram tatilinin ilk günüydü. Bizim evde çoktandır yapılması gereken ve istenen bir iş tamamlandı. Hem bunun mutluluğu hem de başka bir mutluluk içindeydim. Cem'in kitaplığını ve çalışma masasını düzenledik. Peki sen niye mutlusun diyecek olursanız;
Cem'in kitapları bunca zamandır dağınık bir şekilde kitaplığında dururken ve ben hiç yılmadan şunları bir yerleştirelim diye söylenip dururken nihayet bu bayram tatili bizim için bir fırsat oldu. Cem'in benden daha çok kitabı olduğunun farkındaydım ama bugün iyice anladım ki onun benden çok çok fazla kitabı varmış (ilk kıskançlık... :)).  Ayrıca bu kitapların yalnızca çok ufak bir kısmını okumamış (ikinci kıskançlık). 
Genelde okuma zevkimizin çok tutmadığını bildiğimden onun kitaplığında benim okuyabileceğim kitaplar bulabileceğimi sanmak benim için bir hayalken, çoktandır isteyip bir şekilde alamadığım kitapları orada görünce hem çok şaşırdım hem de sevindim, tabii yine hafif bir kıskançlıkla, itiraf ediyorum.
Kitapların insan yaşamında birer hazine olduğunu düşünenlerdenim. Sizce de öyle değil mi? Eğer yaşamınızda kitaplara hiç yer vermediyseniz izin verin bir girsinler yaşamınıza. Yaşamınıza girdikten sonra göreceksiniz hayatınızdaki değişimi. Mesela, birine kızdınız, sakinleşemiyorsunuz, kitap okuyun, 10 sayfa. Limit önemli, çünkü yaşadıklarınızı unutmanız ve kitaba kapılmanız için bu alt sınır önemli. Okuduktan sonra değişimi gözlemleyebilirsiniz. Kitap okuyanlar bu ve bunun gibi örnekleri iyi bilir. Okumayanlar için bu satırlar... Deneyin ve görün.
İlerisi için bir hayalim var. Bir gün evime duvardan duvara kitaplık yapmak istiyorum. Öyle çalışma odasında filan değil, tam da misafir odası diye tabir edilen odada. İclal Aydın'ın kitaplığı çok hoşuma gitmişti. Ona benzer bir kitaplık istiyorum.

Google taramasında bulunulmuştur.

10 Kas 2010

2000'lik Puzzle'ıma Veda

Bir süre önce başladığım 2000 parça puzzle'ım bugün itibarıyla bitti. Lise yıllarındayken üç boyutlu puzzle denememiz olmuştu ablamlarla, Tac Mahal. Onun gibi olursa diye korkmuştum biraz ama iki boyutluların 1000'i de 2000'i de birmiş :)). Eğlenceli bir puzzle'dı. Hayatımın ilk 2000 parçalık puzzle'ıydı. Ve olmazsa olmaz bitmiş halinin fotoğrafları:


Puzzle'ı bitirelim derken diğer aktiviteler biraz askıda kaldı. Öyle ki, yeni cam boncuklarım oldu ve ben onları buraya aktaramadım bile. Şimdi zamanıdır sanırım, işte yeniler (Benim favorilerimin yakın çekimlerini de ekledim) :







Artık boncuk zamanıdır. Hadi bakalım neler ortaya çıkacak...

Anıyoruz

Ata'mızı ölümünün 72. yılında minnetle anıyoruz.
Saygıyla...

9 Kas 2010

Güzel Bir Gün


Her şeye rağmen hayata karşı aynı şekilde duran insanlara hayat da bir güzellik yapar. 
Ve nitekim yaptı da... 
Ailece hayatın çelişkilerinden birini dolu dolu yaşadığımız bir gün... Hayatta olumlu fillerle mutlu olunur, olumsuzlarla da mutsuz olunur sanıyorsanız yanılıyor olabilirsiniz. Bazen insanlar olumsuz eylemlerle de mutlu olabilir. Niye mi? Çünkü doğru bir şey olmuştur ve bu belki de uzun bir süredir olan en doğru şeydir...

4 Kas 2010

Dağcılık

Fotoğraf Everest Daği için Google'da yapılan görsel taramadan seçilmiştir.
 Üniversite yıllarıydı dağcılıkla tanışmam. Nasuh Mahruki'nin Kar Leoparı ünvanını aldığı sıra onu haberlerde görmüş, başarısını takdir etmiştim. Onu televizyonda dinlemem benim içimdeki dağcılık sevdasını ortaya çıkardı.  Sonraki zamanlarda da onu bol bol dinledim. Bu arada şunu da söylemeden edemeyeceğim, Nasuh Mahruki de karşısında durup uzun uzun dinlenilebilecek bilgi dolu bir insan bence (Nitekim kendisiyle tanışıp sohbet etme fırsatını yakaladığımda bunun böyle olduğunu bir kez daha anladım). Bundan sonraki süreçte dağcılıkla ilgili ne bulduysam okudum. Ama en çok Nasuh Mahruki'nin kitaplarını okudum. Favorim "Asya Yolları, Himalayalar ve Ötesi". Beni çok etkilemişti. 

Dağcılık aslında bir anda verilmiş bir karar değildi. Eskiden beri dağlar, kar, tırmanmak ilgimi çekerdi. Belki çocukluğum doğaya yakın geçtiği içindir. Dağlara tırmanmayı severim, tabii burada tepe kavramını kullanmak daha doğru olur, binlerle ölçülen bir dağla karşılaştırılınca benim kastettiklerimin tepe olduğu çok açık. Daha sonra onun da tavsiyesiyle bir klübe girmeye karar verdim. Ama ne yazık ki aileden izin çıkmadı. Aile derken Hayriye ablamın kulaklarını çınlatmak isterim. Çünkü annemden önce o karşı çıkmıştı.  Aslında kimse karşı çıkmasa da ufak denemeler dışında büyük başarılar alamayacağımı biliyordum. Her şeyden önce dağcılık pahalı bir spor. Sponsor bulmadan bu işler çok zor oluyor. Onuın dışında ben çok üşüyen bir insanım. Bu özelliğimin de beni engelleyebileceğini düşünüyorum. Ama binlik dağlara tırmanamamam beni dağcılıktan uzaklaştırmadı. 2004 senesinde iki dayımla beraber Datça'nın en büyük dağına tırmandık. Bu benim hayatımın en büyük tırmanışıydı. Çok eğlenceliydi. İlk defa zirve duygusunu muhteşem bir manzarayla yaşadım. Dağcıların ne hissettiğini o an ilk defa çok iyi anladım.

Dağcılara sorarlar, niye bu kadar tehlikeli bir spor diye? Cevap çok açık aslında. Hayatta insanın kendiyle yarıştığı tek spor. Çoğu sporda hep bir rakip vardır. Dağcılıkta ise rakip kendinsindir ve belki de doğa. Dağa tırmanabilmen senin fiziksel özelliklerine ve doğanın o anki koşullarına bağlıdır. Doğa ancak sana izin verirse yapabilirsin. Aslında bir bakıma yarışın kendinle. Bir başka açıdan da doğayla. Çoğu sporda çalışırsan ve çok çalışırsan yaparsın. Ama bir tek dağcılıkta sen istediğin kadar çalış eğer doğa sana izin vermezse başaramazsın. Bir bakıma tezatlık. Bir bakıma hayatın ta kendisi. Bazen hayatta da istediğmiz şeyler olmaz, ne kadar çabalarsak çabalayalım. Ve yine hayatın ta kendisi, çünkü insanın yarışı kendinle olmalı. Hep bir önceki seni aşmalısın, hatalardan ders alarak, büyüyerek. Ama insanlar ne yapar? Kendilerine kendilerini baz alacaklarına diğerlerini baz alırlar. Sonrası çok açık, hırs, öfke, beğenmeme, mutlu olamama, isyan vs... Şimdi siz "Ne yani, hayattaki çoğu kötü duygunun nedeni sadece başkalarıyla yarışımız mı?" diyebilirsiniz. Ben de size "Kesinlikle evet." diyebilirim. Bir düşünün bakalım örnek aldığınız yaşamları, kendi hayatınızı karşılaştırdıklarınızı, yarıştıklarınızı...

3 Kas 2010

Haaayat!

Aslında hiçbir sebebi yok bu mısraları yazmamın. Ama bazen olur ya bazı sözler akılda kalır. Böyle oldu, ama daha çok ezgi... Yaşar'dan Eski Yazlar;
"Haaayat tanımadığım biri
Heeergün karşılaşırız yenideeen ben
İşte bildiğin gibi
Şaaarkı yazıyorum derdinden"
Yetenekli insanlar olmasa ne yapardık ki:)) Teşekkürler emeği geçenlere...