31 Ağu 2010

Bir Devrin Sonu

Bazen hayat size istediğiniz bir şeyi vermez...
Siz uğraşırsınız ama yine de vermez..
Belki tam bir uğraşı verememişinizdir...
Ama bu, sizin istediğiniz bir şeyi alan diğer insanların, tam bir çaba verdiğini göstermez..
Bu, sizin yeterli olmadığınızı da göstermez..
Ama bu, sizin isteyip de başaramadığınızı gösterir...
Bir devir kapandı..
Artık yeni bir dönemin zamanıdır :))

Son Kareler

Haftasonu buradaki son günlerimiz için bir yürüyüş planı yaptık. Sırtımıza sırt çantamızı alıp, mamalarımızı, içeceklerimizi ve suyumuzu depolayıp tüm Houghton'u kıyıdan dolaşıp, yetinmeyip, köprüden de geçip, karşı kasabaya, Hancock'a gittik (Böylece Cem'in Hancock rüyasını da gerçekleştirmiş olduk :)) .).
Burdan ayrılmama bir gün kala, son fotoğrafları sizinle de paylaşmak istedim.
Houghton;
Houghton'da kayak pisti.
Gidişte sakin sakin kanalda gezinen bu çift, dönüşte dalgaya rastgeldiler ve alabora olmamak için büyük uğraş verdiler. 'Ben niye burdayım, siz niye ordasınız' demedim ama, aslaa..
Bir deniz aracı 
Quincy Mine ilk başlarda burada faaliyet gösteriyormuş. Burada bakır madenciliği yapılıyormuş.
Gezi vapuru

Portage Bridge;

Portage Bridge
Hancock;


Anlaşıldığı üzere Hancock'a çok aşina değilim, o yüzden foto altı bilgiler yok :( .

Mineral Museum


Burası bir hazine..
Ve ne yazık ki ben bu hazineyi gitmeden bir gün önce keşfettim :(.
Ve ne güzel ki gitmeden keşfettim :) .
Houghton, MTU'da, Mineral Museum var. Görmemeniz imkânsız. Nitekim biz her gün önünden geçiyorduk :). Ama itiraf ediyorum, bu kadar büyük ve güzel olacağını tahmin etmedim. Etseydim, bildiğiniz gibi haftada en az bir gün ordaydım :)) .
Aşağıdaki fotoğraflar buradan. Lâkin, yakın çekime uygun bir makinem olmadığı için netlikte sorun olabilir. Tabii, beni seven birileri, yakın zamanda daha iyi bir fotoğraf makinesi almak isterse 'hayır' demem, bilmem mesajı alan oldu mu? :))

30 Ağu 2010

Houghton'un Çiçekleri - 2

Yeni keşfettiğim çiçekler;

Gülü andırıyor aslında ama daha küçük.
Ve işte onun çiçeği.
Gerbera ve sarı papatyanın karışımı :))
Bence kır çiçeği, hâttâ çalısı :)
Ve tabii ki olmazsa olmaz petunya.

Sonbahar etkileri.
Sonbaharda tonlar güzelmiş.

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun..

Foto için dayıcığıma teşekkürler, biraz uğraştırdım kendisini sanırsam :))

Bugün 30 Ağustos...
Uzakta geçirdiğim ilk bayram...
Bayrağımız yok, uçaklarımız yok, bayram coşkusu yok..
Ankaralılar benim için de uçaklarımızı izleyin..
Herkesin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.
Dünümüz ve bugünümüz için, o günlerdekiler için saygıyla...

29 Ağu 2010

Türk Gecesi

Gitmemize yakın burası da hareketlendi. Bu hafta dersler başlayacak. Önceden insan göremediğimiz kasabada şimdi öbek öbek insan görmeye başladık. En güzeli herkesin ülkesinden dönmesi. Böylece biz de gitmeden buradaki Türk'lerle tanışma fırsatı bulduk. Bu aksam tam olarak 11 Türk biraradaydık. İtiraf ediyorum: İnsanın yabancı bir ülkede kendi diliyle şamata yapması kadar güzel bir şey yok :)))
Yeni evli çiftimiz Tolga&Nazmiye, eskilerden Atakan, Burçin ve Aytuğ, yaşadıklarıyla masaya renk katan Murat, yeni arkadaşlar Osman, Ertuğrul ve Çağrı..
Çok hoş bir akşamdı. Çok fazla düşünmeyerek, onu mu yapmalıyım, bunu mu yapsam doğru olur diye kafayı yemeyerek, kendini dilinle ifade ederek, istediğine istediğin için gülerek ve her şeyden önemlisi her şeyi anlayarak :)) Dahası var, Türk damak tadına uyan bir yemeği zevkle yiyerek (Etler için iyi pişmiş anlamında "well done"  demeniz yeterli, aklınızda bulunsun.)... Evet çok hoştu gerçekten. Hepsine teşekkürler.. Umarım hepsi güzel anılarla ve istediğini alarak buradan ayrılır.

27 Ağu 2010

Dönüşe Yaklaşırken..

Dönüş için hazırlıklar başladı. Malum 31 Ağustos'ta yolculuk var, ülkeme, TÜRKİYE'ye..
Şimdi kafamı kurcalayan bir sorun var.
Bagaj..
Amerika için bagaj kilo sınırı kişi başı 23 kilogram. Bilmeyenlere duyrulur.

26 Ağu 2010

Söz Üstüne

onun gülümsemesi her şeye değmez mi?
Söz..
Ağzımızdan çıkan sözler..
Kaçını uygulayabiliyoruz bir düşünün.
Bazı insanlar vardır. Ağzından çıkan sözleri harfi harfine yerine getirirler. Getiremedikleri zaman rahatsız olurlar. Bu insanlara güvenirsiniz ve hatta bel bağlarsınız. (Ama hayat size hâlâ birine bel bağlamamayı öğretmediyse..)
Bazı insanlar vardır. Ağzından çıkan sözleri birkaç kez üstüste yerine getirmez, getiremez değil. Bilirsiniz, bu insanlara güvenilmez ve bel bağlanılmaz.
Söz, Güç ve Saygı..
Sözünü tutan insanlara saygı duyarsınız. Belki güçten dolayı..
Yani sözünü yerine getirdiği için güçlü görürsünüz kendisini.
Üçünün ilişkili olduğunu düşünürsünüz.
Sözünden ötürü saygı duyarsınız.
Ama unuttuğunuz bir şey vardır ki, o da söz her durumda tutulmaz.
Tercihler vardır.
Ve bazen en kolayı tercih edilir, günlük, anlık tatminler için.
Uzağı düşünmeye gerek yoktur, çünkü o 'uzak''tır.
Ve uzağın da bir gün yakın olacağı en akıllı insanlar tarafından bile unutulur.
Sonuçta ortada bir kayıp vardır.
Ama bazen çift taraflıdır kayıplar..
Ve dünyanın en akıllı insanları bile kayıpların bazı zamanlar çift taraflı olduğunu düşünmezler.
Sonunda;
Hayat bazılarına, başkalarına, güçlü görüp saygı duyduklarına bile, bel bağlamamayı öğretir.
Hayat bazılarına şunu da öğretir, bir insan ne kadar sözünü tutuyorsa o kadar güçlüdür ve o kadar saygı görür.

Yaşar, "Eski Yazlar"

http://www.yasaronline.net/ adresinden alınmıştır.

Yaşar yeni albüm çıkarmış. Henüz alamadım, malum hâlâ buradayız. Ama dinleme fırsatım oldu.  
Yine, yine ve yine çok güzel olmuş, herkesin emeğine sağlık..

Seçmeler;
  • "Gel de toplayıver bizi". 
  • "Dillerimde dön duaları".
  • "Hayat tanımadığım biri
    Hergün karşılaşırız yeniden ben
    İşte bildiğin gibi
    Şarkı yazıyorum derdinden "
  • "Gülüm sensin dikenlerle benimsin".

Ay Hırsızı


Ve işteeeeeeeee nihayet hazırım favori kitabımı size tanıtmaya.
Ay Hırsızı, Sunay Akın'dan.
Sunay Akın..
En hoş sohbet insan.. Kendisini hiç bıkmadan, usanmadan saatlerce dinleyebilirim.
O hikayeleri anlatırken hikayeleri nasıl aklında tuttuğuna bazen imrenerek ama genelde hayranlıkla şaşırabilirim.
Olayları birbirine bağlama ustalığına sonsuz bir içtenlikle gülümseyebilirim.
Velhasıl, seviyorum, onu dinlemeyi, okumayı..
Demeden geçemeyeceğim, onu ilk, şiir kitaplarıyla, şiirleriyle tanıdım.
"Ve bilmezdim annemin yaşantısındaki renkliliğin yalnızca raflarda dizili kavonozların içindeki reçeller olduğunu."
Ne hoş bir cümle..

Öncelikle Sunay Akın'ın İstanbul'da bir Oyuncak Müzesi var. Eğer bilmiyorsanız, daha detaylı bilgiyi web sitesinden alabilirsiniz. İstanbul Oyuncak Müzesi

Henüz ben de gidemedim. Ama gitmeyi çok istiyorum. Benden size bir tavsiye, eğer hala gitmediyseniz, gitmeden hemen önce kitabı okuyun. Eğer okuduysanız da :), gitmeden önce kitabın sayfalarını bir çevirip beyninizi tazeleyin. Çünkü birçok oyuncağın hikayesi anlatılıyor. 

Kitaptan şiddetle tavsiye ettiğim bölümler;

  • Mustafa Kemal'in Pilot Oğlu
  • Boğaziçi'nde Kırık Bir Kanat Öyküsü
  • Mickey'in Ağabeyi Micky!
  • İncirlik'i İnciye Dönüştürmek
Gelelim kitaptan kendi arşivim ve sizler için seçtiklerime;

  • "Bilim ve sanat toplumlar için bir kuşun iki kanadı gibidirler. Bu iki kanadı kullanan toplumlar uçarlar ve özgür olurlar. Kullanamayanlar ise tavuğa dönüşürler. Tavuk toplumlar birileri önüne yem atsın diye bekler. Uçamayan, kanatları körleşen toplumlar önüne atılan yemleri kafaları önde gagalamak için uğraşırlarken, arkalarından yumurtaları alınır!"
  • (Bayrağımızdan bahsediliyor)"Yıldızımızı beş köşeli yapan Sultan Abdülmecit'tir. Beş köşeli yıldızın bir tek anlamı vardır. Bunu görmek için bir boy aynasının karşısına geçin, bacaklarınızı iki yana açın ve kollarınızı da açarak yere paralel duruma getirin. Beş köşeli yıldızın anlamı tam karşınızda durmaktadır: İnsan..."
  • Attila Hülagü, İstanbul Boğazı'nı yürüyerek geçen adam.
Bu fotoğraf "Ay Hırsızı" kitabından çekilmiştir.
  • "Bir toplum, altınları için bankalar yapıyor ama hayallerini bir çatı altında toplayacak müzeler kuramıyorsa, siyasetçileri, ekonomistleri istediği kadar konuşsun, yoksullaşıyor demektir."
  • "Anadolu, 1071 yılında girilen bir yurt değildir... Ya da İstanbul 1453... Bu tarihlerden öncesi de bizimdir. Çünkü bizler, bu topraklarda kiracı değil, ev sahibiyiz. 1071'i ya da 1453'ü kira kontrat tarihleri gibi gösterirsek, ev sahibi bize "oğlum evleniyor, çıkın" diyecektir!"
  • Çocuklarımızı yetiştirirken hep aynı şey olmuyor mu? Kız çocuklarına bebek, erkek çocuklarına araba alan, kız çocuğunu hep pembeyle donatıp, onu o yaştan ev işlerine, giyime, makyaja iten ebeveynler... Çocukluk insan yaşamının en önemli bölümü. Yaşamı o yaşta ona öğretildiği şekilde öğreniyor. Tüm güvenini, ezikliğini, sevincini, bakış açılarını o yaşta öğreniyor. Çocuk gelişim uzmanı değilim, bu yine benim naçizane fikrim. Şimdi Sunay Akın ne anlatmış ona bakalım:
Bu fotoğraf "Ay Hırsızı" kitabından çekilmiştir.
Bu fotoğraf "Ay Hırsızı" kitabından çekilmiştir.
  • Bu da ilginç bir hikaye, Aşiyan Mezarlığı'na hiç gitmedim, gidenler görmüştür büyük ihtimal.
Bu fotoğraf "Ay Hırsızı" kitabından çekilmiştir.
  • "Oyuncakları çocuklarına düşleri, hayalleri çoğalsın diye değil, oyalansın diye alan bir  milleti oyalamak, ne kadar da kolay oluyor!.."
  • "Müzeler bir toplumun hafızasıdır, belleğidir. Müzeler, tarihi eşyaların bir anlık haber olmasının ardından kaldırıldığı mekânlar değildir. "
  • (Atalay Yörükoğlu, Sunay Akın'ın babasına şöyle demiş.) "Bu çocuğun kanatlarını sakın kırmayın."
  • "Bir uçak, bilimin tüm dönemlerini gövdesinde, kanatlarında barındırır. Her kalkışta, uygarlık yolunda önemli bir gelişme olan tekerleğin göğsüne basarak havalanır ve her inişte onları açarak "merhaba" der dünyaya ... Ellerini göğsünde çarpraz tutarak dönmeye başlayan ve döndükçe kollarını kanat gibi açarak bu dünyadan havalanan bir Mevlevi de , bir uçağın uçmak için tekerleklerini kapayıp, açmasını anımsatır bana..."
  • "Bir araç ile uçan ve de uzaya giden canlılar sıralamasında insanın yeri oldukça gerilerdedir. Horoz, ördek, koyun, köpek, maymun ve kaplumbağa gibi hayvanların arkasından listeye girmeyi başarmış olsak da, kendimizi uzaylılara gezegenin bir numaralı canlısı olarak tanıtmayı düşünüyoruz. İyi de, yutarlar mı bakalım!.."
  • "Sabır, havaalanına en çok yakışan sözcüklerden biridir. Hüzünlerin, sevinçlerin, bekleyişlerin, kavuşmaların ve ayrılıkların yaşandığı büyük bir tiyatro sahnesidir her havaalanı. Nice insan kalabalığın arasında yalnızlığı yaşar orada..."
Burada şunu sormak lazım; kaçımız müze gezmeye gitmeyi severiz, gideriz, bakarız, açıklamaları okuruz, araştırır öyle müzeye gideriz. Benim bir planım var. 2010 ilkbaharında planlandı, 2010 sonbaharından 2011 ilkbaharına kadar geçen süreyi kapsıyor. Gerçekleştiğinde yazacağım tabii ki. Şimdilik sır :)) ..

Bunlar yine benim seçmelerimin ufak bir kısmı. Bayağı büyük bana kalanlar :)) . Bence kesinlikle okuyun ve yine kesinlikle İstanbul Oyuncak Müzesi'ni ziyaret edelim, tabii kitabı okuduktan sonra.

Bir not ilave etmek istiyorum. Kitaplarıma kıyamadığım için sevdiğim yerleri sadece kurşun kalemle hafif bir şekilde işaretledim. Çok belli olmadığının farkındayım ama bunlar kitaplık koleksiyonuna kalacağından idare edin diyeceğim yine :))

24 Ağu 2010

Ablama Teşekkürler

Her ne kadar başlık aynı görünse de, bu seferki teşekkürüm Hayriye ablama.
Migren..
Çekenler bilir, ne menem bir şeydir. Ve burada da geldi buldu beni. Aslında itiraf etmek gerekirse, bu blog islerine çok dalıp bilgisayar ekranıyla aralıksız bütünleşince ben onu buldum sanırım. Dünden beri kendisiyle cebelleşip, ekranla bütünleşmeye devam edince, bir de büyük büyük büyük abla sözü dinlemeyip ağrı kesici almayınca arttı ve dayanılmaz bir hal aldı. Dün gece son hadde geldim ve nihayet ablacığımın verdiği hayat kurtaran ağrı kesiciden içip ağrımın hafiflemesini sağladım.
Ablacığım teşekkür ederim, verdiğin poşet burada da hayatımı kurtardı. Migren çekenler bilir, o ağrı gittiğinde yeniden doğmuş gibi olursunuz. Daha ben tam olarak doğmadım ama vakit yakındır, biliyorum :))

Houghton'da Evde Neler Yenir, Neler Yapılır?

Biraz solmuş çiçekler, ama olsun, benim için anlamlı, siz de bununla idare ediverin :))
Buraya geleli bir ayı geçti. Bu süre zarfında öncelikle ailemi, annemi, Derya ablamı, Hayriye ablamı, bıcırlarımı yani büyük bıcır Çiğdem'i, küçük bıcır Erdem'i, dayımı, Sevgi'mi, Nesli'mi, Fatmış'ımı ve sayamadığım bir çok kişiyi çok özledim. Ve tabii ki ülkemi çok özledim. Günler azaldı. Tam tamına bir hafta sonra ülkeme doğru yola çıkacağız. Dönüş için sabırsızlanıyorum.

Fark ettim de buraya geleli hiç yemeklerden bahsetmemişim. Ve işte bugün için yemek konusunu seçtim. Önceleri daha basit şeyler yapmıştım. Bu, onlardan biri. Tavuğu sotelemeden ya da kavurmadan önce annemin marine tarifini kullandım. O marineyle accayip lezzetli ve yumuşak tavuklarınız oluyor. Bir ara tarifi veririm.


Bebek mısırları ilk denememiz, güzeldi. Bunlar bu şekilde dondurulmş olarak satılıyor. İçlerindeki küçük patateslere bakar mısınız, pişince çok lezzetli oluyorlar. Tek yapmanız gereken mikrodalgada ısıtmak.


Balık sevdalısı biri olarak ben tabii ki burada da balıksız kalmam. Beni tanıyanlar bilir. Burada da balığımı buldum ve yedik, afiyet olsun bize.



Balık sofraları tabii ki soğansız olmaz, biz de yanına soğan yaptık. Tabii her şey insanın ülkesindeki gibi olmuyor. Nitekim, ben bol pulbiber, maydanoz, zaytinyağı ve limonlu olanını tercih ederim. Buradaki şekil bizimkine bir şey anlattı mı bilmem ama resmin içinde bir fikir saklı.. Çocukluğunuza dönün :))


Daha sonraları yemek işini ilerlettim. Devasa dolmabiberlerle bu şekilde bir dolma yapmayı tercih ettim.


Ispanakları çok taze ve lezzetliydi, burada o kadar hormonlu şey arasından ufak bir şey bulmak çok şaşırtıcı.


Son olarak meyvelerine bakalım. Benzer meyveler bulmak olası. Zaten koskoca bir meyve tabağında her şey lezzetli gelir insana, naçizane benim fikrim.


22 Ağu 2010

Yaşam ve Ölüm

Yaşam ve ölüm. Boşuna sevmiyorum ben Yin-Yang'ı. Hayat tezatlıklarla dolu. Kimbilir günde kaç bebek hayata gözlerini açıyor ve aynı şekilde günde kaç kişi hayata gözlerini yumuyor.  Bazen bunu hiç düşünmeyiz. Ta ki hayat bize yaşamı ya da ölümü sunana kadar.

Hayat bize de gurbette sundu, hem de ölümü. Nihat dayıyı kaybettik. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

Çin Yemeği

İlk Çin yemeği deneyimimizi bugün yaşadık. Tabii ki yalnız değildik (Thanks again to Aparna & Ravi Pandey for our first try of delicious Chinese food). Beklediğimden daha iyiydi. Benim iki vazgeçilmezim sebze ve tavuk çoğunluktaydı. Hafif yağlı olmakla birlikte güzeldi. Değişik bir deneyim oldu bizim için.

Sonunda hesapla beraber paketlenmiş küçük kurabiyeler geldi. Bunlar fal ya da kısmet kurabiyeleriymiş, ki ben kısmet demeyi tercih ederim.

Ve işte benimki:
"Kısa bir zaman sonra seçenek olabilecek yeni fırsatları araştır." Bunun bana uyduğu düşünülüyor :))